Popüler Sinema

Paylaş
Tarih - 14 Mayıs 2014 Çarşamba - 1177 kez okundu

Ulak

ULAK: İYİĞİ ANLATMAYI KENDİNE DERT EDİNDİ

I.

"Dilim olmasa ben ne eylerim"

"Dudaklar sussa da kalbin yüz dili vardır."

"Ulak, bana kalbimin karanlığını gösterdi. Kalbimin karası gözümü kör eyledi. Can almakta, vermekte yaratana mahsus ama ne eylersin kul kulu kötü eyledi. Yaşamak haramdır benim gibisine…"

"Ulak gelecek sana kalbinin karasını gösterecek, gözünü kör eyleyecek. Bekle! Bekle hele Ulak İbrahim sana gelecek"

II.

Gelenek oldu bir yönetmenin son filmiyle önceki filmleri karşılaştırmak. Her gelenek gibi yönetmenlerin filmlerini kıyaslama anlayışı zamanla amacından uzaklaştırıldı. Yönetmenler yeni bir filme başlarken önceki filmi her şeyiyle bir kenara bırakarak çalışmalara start verirler. Dolaysıyla iki çalışma birbirinden bağımsızdır. Devam filmleri haricinde ve teknik çalışmalar dışında bağ kurmaya çalışarak yorum ve eleştirilerde bulunmak eksik bir yaklaşımdır. Ancak eleştirmenler iki film arasındaki farklılıkları gözetmeden bağ kurarak eleştirmeyi sever hale geldiler. Eleştirmenlerin bu tarzı birazda yapacakları eleştirilere güç katmak ve bir şeylerin söylenmesini kolaylaştırmak refleksiyle sürdürülür oldu. Çoğu kere de bu eleştiri tarzının kolay ve rahat olmasının payı vardır. Eleştirmenler önceki filmde bunlar, şunlar vardı yoktu; yeni filmde bunlar var şunlar yok. Daha önce şöyle yaptı, şimdi böyle yaptı yaklaşımıyla filme başarılı veya başarısız etiketi vermektedirler. Böylece uzayıp giden cümlelerle sayfaların doldurulması veya uzatılan mikrofonların boş çevrilmemesi kolaylaşmaktadır.

Bu gelenekçilerin yeni hedefi: Çağan Irmak. Irmak, Babam ve Oğlum yapıtıyla gönülleri fethetti. Bütün gözleri üzerine çekmeyi başardı. Sineması için bir trent oluşturmayı başardı. Böyle olunca yeni çalışmaları dikkatle takip edilmeye başlandı. Acaba bu sefer nasıl bir filmle seyircinin karşısına çıkılacak meraklarıyla beklenilmeye başlandı. İşte bir önceki filmin yarattığı duygusal sempatinin gölgesinde Irmak yeni bir senaryoyla seyircisiyle buluştu. Her ne kadar Irmak'ın kendini kabullendirme ve önceki filmin tarzından gitme gibi bir derdi ve kaygısı görülmese de izleyiciler ve eleştirmenler bunu dert edindiler. Irmak içinde zor bir durum tabii çok ses getiren bir filmden sonra tekrar beyazperdeye selam durmak… Ve görüldüğü kadarıyla Irmak gelişmelere karşı daha olgun ve iş bilir bir tutumla kamuoyunun karşısına çıktı.

Her sanat dalında olmaması gereken ama giderek kural haline getirilen bir durum vardır. Bu da başarılı olanların özel hayatlarının gündeme getirilmesi ve sorgulanır olmasıdır. Ortaya konulan sanat yapıtındaki temalardan yola çıkılarak cımbızla çekilenlerle sonuca varılma gafletine düşünülmektedir. Cımbızla çıkarılan sonuçlara bakarak yapılan yorumlar sayfalar tutmaktadır. Ve magazinleşerek devam etmektedir. Bu da bir başarı olarak sunulur. Yorumlar sanki sanatçının kendisiymiş gibi muamele görür. Irmak'ta son filmiyle bu anlayışın oklarından nasibini fazlasıyla aldı. Irmak yapılanların ne kadarını ciddiye aldı bilinmez ama açıklama gereği duymamasından yapılanları pek önemsemediği anlaşılıyor.

Farklılık her zaman dikkatleri üzerine çeker. Yeni bir şey ortaya koymak, eskiyi yıkmak ya da eskinin izinden gitmemek tabuları yıkmaya benzer. Bu da zor olandır. Bu durumu göğüslemek zordur. Tabucularla uğraşmak, laf anlatmak ve kendini dinlettirmek deveyi hendekten atlatmaktan daha zordur.

III.

Ulak ne Mesih ne peygamber ne de kurtarıcıdır. Ulak; kaderci-teslimiyetçi ya da devrimci de değildir. Ulak sadece masal dünyasının sinema dilidir. Bir zamanlar kültürümüzün parçası olan, ama şimdi yerinde yeller esen hayal dünyamızdır. Ulak insanlarımızın akşamları bir araya gelerek, saatlerce anlatıp, hayranlıkla dinledikleri masalların beyazperde de anlatım cesaretidir.

Ulak, iyiyi anlatabilmek adına ahlaki ve sosyal konuları ele almıştır. Konunun dağılmaması, masalsı havasının dağılmaması adına çok şey anlatma derdine düşmemiştir. Toplumların yozlaşan yönlerine parmak basmaya çalışmıştır. Bunu yaparken de bütün dinlerin temalarını ve son dönem gelişmeleri ortak bir potada eritmiştir. İdeolojik anlayışlardan kendini sıyırarak, toplumu kuşatan bir simge diline başvurmuştur. Irmak'ın, sosyal ve ahlaki değerlerin yozlaşmasını ön planda tutması, ideolojik kaygılardan çok yitirilmeye başlayan değerleri diriltme kaygısını öncelemiştir. Masal dünyasının imge ve sembollerini çağdaş isimlerle süslemek ve çağdaş vurguları doğrudan vermek Ulak'ı Ulak olmaktan çıkarırdı.

Ulak, çocukların masum, inançlı ve cesurca iyiyi sahiplenme duruşundan büyüklere mesaj verme gayreti içine girmiştir. Ulak, insanlara kendilerini göstermek ve ayna olmaya çalışmaktadır. İnsanlar kendilerine ait olmayan anlayışların peşinde kendilerine yabancılaştıklarından Ulak, insanlara gerçeklerini yüzüne vurma misyonunu üstlenmiştir…

Masallar, iyiyi ve kötüyü hayal âleminde canlandırma oyunudur. Masallar nesilden nesile dönemin renklerini alarak aktarılır. Dönemin siyasi, kültürel, ekonomik, eğitim, aile, savaş ve sosyal vakalarına göndermeler yaparlar. Masaldan herkes kendine düşeni alır. Kendine dersler ve amaçlar çıkarır. Dinleyiciler anlatılanları günlük hayatla bağ kurarak somutlaştırırlar. Nitekim Ulak'ta çocuklardan masaldaki iyileri ve kötüleri çevrelerinde bildikleri tanıdıkları birinin siması olarak canlandırmasını istemektedir. Böylece masal gerçek hayata indirgenerek, soyut anlatımdan çıkarılmak istenmektedir. Bu yapılarak her çocuğun masalda kendi dünyasını kurması sağlanıyor. Bir nevi de her çocuk kendisi ve çevresiyle hesaplaşmaya götürülüyor. Filmdeki gelişmelerde bu yaklaşımımızı doğrular niteliktedir.

Filmi iki ana bölüme ayırmak gerekmektedir. Birinci bölüm Gezgin/Seyyah Zekeriya'nın köye gelme anı ve öncesindeki köy yaşantısıdır. İkinci bölümde ise, Gezgin/Seyyah Zekeriya'nın masalını anlatmaya başlamasından sonra gelen gelişmelerdir.

Zekeriya'nın geldiği köy; çocuklara zulüm eden, çocukları döven, çocukları ağır işlerde kullanan bir halktan oluşuyor. Çocuklarıyla ilgilenmeyen, sevgi gösterisinde bulunmayan ebeveynler bulunmaktadır. Erkekler kaba ve anlayışsız insanlardır.

Köyde fahişelikle beraber oğlancılık köylüler arasında yaygınlaşmış, küfür ve insanları aşağılamak normal bir hal almıştır. İnsan dövmek, öldürmek ve kavgalar köylünün rutin hayatı olmuştur.

Çocuklar, büyüklere nazaran kendi aralarında daha uyumludurlar. Daha iyi anlaşıyorlar. Oyunlar oynuyorlar. Büyüklerin kendi aralarındaki sürtüşmelerine ve kavgalarına anlam veremeyip büyüklerinin yaptıkları karşısında üzülmektedirler.

Gençliğinde fahişelik yapan bir kadının kendi öz kızını zorla fahişelik yaptırabilecek kadar ahlaki değerleri deforme olmuştur. Ve yaptıklarını çekinmeden rahatlıkla dillendirebilmektedir. Kızının durumunu haklı gerekçelerle savunan anne kızını zincirle de bağlamayı bir marifet sayabilmektedir. Bütün köylü bu annenin yaptıklarına göz yummaktadır. Sadece Meryem bu yapılanların haksızlık ve doğru olmadığını haykırsa da anne tarafından hakaretlere, küfürlere hatta dayağa varacak tepkilere maruz kalmaktadır. Köylü de film seyreder gibi izleyerek durumdan keyif almaktadır.

Sözün kısası kötüler köyde hâkimiyetlerini ilan etmiş, saltanatın tadını çıkarmaktadırlar. Kötülük normalleşmiştir. İyiler pasife edilmiş, gelişmeleri uzaktan sessizce izlemekle yetinmektedirler. Sayısı az olan iyilerin arada bir tepkileri de cılız kalmaktadır.

Pasifsize edilmiş ve gelişmelere boyun eğen birkaç iyinin dışında, bozulmamış çocuklar da vardır. Dünyaları hala iyilikten yana olan çocukların bu iç dünyalarına tercüman olacak ve kendilerini kanalize edecek biri gerekmektedir.

Köyde okuma yazma bilen yok. Sadece kahvecinin oğlu okuma yazma bilmektedir. O da ezilmişlik psikolojisinden nasibine düşeni aldığından, çaresiz iyi bir kahraman durumundadır.

İyilerin çıkmaza girdiği, kötülüğün her yönden rüzgâr gibi estiği bir zaman diliminde Seyyah-Gezgin köye gelir.

Ahlaki ve sosyal çöküntü içinde yüzen köylünün gözünde gezgin, yabancı ve tehlikelidir. Uzak durulması gereken biridir. İlginçtir gezgin köyün büyüklerini muhatap almamaktadır. Sadece çocuklarla iletişime geçmektedir. Bunda çocukların zihin ve duygu dünyalarının hala bozulmamış olmasının etkisi büyüktür. Çocuklar ön yargılı değildirler. Kötülük iç dünyalarını hala kirletmemiştir. Çocuklar saf ve temizdirler. Çocukların merhamet ve vicdani yönleri hala körleşmemiştir. Kötülükle yüzleşmemiş ve büyüklerden gördükleri acımasızlığın etkisiyle iyiliğe daha yakın durduklarından Gezgin için çocuklar bugünün ve yarının yeşerecek filizleridir. Çocukların yönlendirmesi ve ilgisini toplamak gezgin için daha kolaydır.

Çocukların köy hayatından memnuniyetsizlikleri nedeniyle masaldan etkilenmeleri ve masaldakilerini reel hayata aktarmaları hem kolay hem de hızlıdır. Gezginin etkileyici anlatımı ve anlatıma oyunculukta katmasıyla çocukları kuşatması ve etki bırakması kolaylaşmaktadır. Ayrıca gezgin anlatıma oyunculuk katması çocukların dikkatinin dağılmasının önüne geçerek, çocukların anlatılanları bütünüyle algılamasını sağlamaktadır.

Masal, çocuklarda bir değişim yaratıyor. Önceleri sakin olan Ferhat zalim-gaddar babasının yüzüne - dayak yiyeceğini bile bile - haykırıyor. Ömer babasına korkmadan karşı çıkıyor. Sevdiği kıza karşı duygularını dedikodulara ve kafasının karışıklığına rağmen açıyor, kıza kendisiyle kaçmasını söylüyor. Hatta Ömer'in cesareti köyün en zalim ve gaddar adamını dövecek noktaya kadar varabiliyor.

Meryem, gezginin gelmesiyle daha doğrusu masaldan sonra daha anlayışlı, hoşgörülü bir kadın olmuştur. Meryem, kızını pazarlayan kadına giderek yumuşak ve tatlı bir dille yaptığının yanlış olduğunu anlatacak kadar akıllanmaktadır.

Masal, iyinin iyiliğini; kötünün kötülüğünü dışarı vurmasını sağlıyor. Böylece köyde iki grup ortaya çıkıyor: iyiler ve kötüler. Her iki tarafta kendi gerçeğini ortaya koymaktadır. Ulak'ta tarafsız yok. Ya iyisin ya da kötüsün…

Ulak'ta iyi olmanın yolu okumakla olur mantığı kurulmuştur. Okuyan ve yazan değişir, aydınlanır. Hayatın anlamına daha yakındır. Okumak insanı doğruya götürür. Ömer'in okuması köyde bir farklılıktır. Gerçeği görmedir. Ömer okumasıyla cahillikten uzak kalmıştır. Mehmet'in yıllarca okuması ve bir gecede aydınlanması ve etrafına değişimi anlatması yine okumanın getirdikleridir. Mehmet'in kitabını temize çekenlerin iyi olma ve iyi anlatma gayretini de okuyarak aydınlanmanın işaretleri olarak kabul etmek gerekmektedir. Tabii her okuyan aydınlanmaz tezi de unutulmamıştır. Kitabı kopya eden birinin yazmayı bırakması okumanın getirdiği iyiyi içine sindirememesi her okuyan aydınlanmaz tezidir. Yazmayı bırakan kişi kendisiyle yüzleşmekten korkan okuyucuların varlığına işaret etmektedir. Kitap insanların niyetlerini ortaya çıkarmıştır. Kötü niyetli kişi değişime direnmiştir. Değişmekle elindekilerini kaybetmeyi göze alamadığından kötülüklerle iş birliği yoluna gitmiştir. Ve tehlikeyi yakından gördüğünden amansız bir mücadeleyi başlatanların önde geleni olmuştur.

Meryem'in kucağındaki saksı her ne kadar Leo filminden alınma bir sahne görüntüsü olsa da umudu, canlılığı, sevgiyi, doğayı ve değişimin başlangıcını temsil etmesi anlamında önemlidir. Her şeye rağmen yeşilliğini ve tazeliğini koruyan bitki insanların her koşul ve şartlarda ne olursa olsun canlılığını ve diriliğini koruması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Karanlıkta yaşayanlara, saksıyla hayat verilmek istenmiştir.

Bir evladın babasının mezarına işemesi, amansız cüzam hastalığına yakalanan kocasına kadının el sallaması… Bu iki sahne dikkat çekicidir. Cesur bir yönetmenin çarpıcı sahneleridir. Çocuk, bir töreye, bir geleneğe en önemlisi kötülüğü temsil eden bir geçmişin üzerine işemiştir. Yanlış yolda olan bir baba da olsa yanlışı mazur görülemez. O yanlışa saygı duyulamaz. Baba bir kültürü temsil etmektedir. Hem de iyiliği yok etmek isteyen, insanlığı karanlığa mahkûm etmek isteyen bir kültürün önde gelenidir… Cüzamlı kadın el sallarken her şeye rağmen sevginin ve saygının varlığını anlatsa da, bir bitişi ve çaresizliği göstermek istemektedir. Eğer iyi olsaydın geri de kalmaz, sana güle güle demez, seninle yan yana kurtuluşa, aydınlığa yol alırdık demeye getiriyor.

Çağan Irmak, görselliğin çekiciliğini ve cazibesini müziklerle süslemeyi seviyor. Başarılı olmasını da biliyor. Yakın çekimler, mekânlar ve oyuncu seçiminde gayet isabetli tercihler yapmış. Ancak şunu söylemek istiyorum, üst üste çekilen filmlerde aynı oyuncuları kullanmayı pek doğru bulmuyorum. Sinema, ne olursa olsun farklı yüzlerle çekilmelidir. Dizi havası vermemelidir. Devam filmlerinde sorun olmuyor. Ama farklı filmlerde aynı oyuncuların olması seyirciyi sıkabilmektedir. Oyuncular başarısız mı kesinlikle hayır. Özellikle Zekeriya rolü gayet iyi idi. Çocuklar da layıkıyla rollerini yerine getirmişler. Tek bir çocuğun ön plana çıkmaması, senaryonun birkaç çocuk oyuncu üzerine dağılması filme renklilik ve canlılık katmıştır. Böylece çocuklarda performans düşüklüğü yaşanmamıştır. Yönetmenlerin tanıdıkları ve kendisiyle uyumlu oyunculara öncelik vermesi önemlidir. Ancak üst üste çekilen filmlerde bundan kaçınılması gerekmektedir.

Diyalogların şiirsel bir dil olması ve konuşmalardaki tonlamalar seyircideki dikkat dağınıklığını önlemiştir. Diyalogların bilgi amacı gütmemesi, bilgiyle büyüklük taslamaması diyalogları sıkıcı ve bunaltıcı hale getirmemiştir.

Ulak, üzerinde düşünülmesi gereken birçok imgeyi taşımaktadır. İçinde birçok mesaj taşısa da seyredenler ancak kovadan kedilerine düşeni içeceklerdir. Kimisi çok kimisi az içecektir. Kim bilir belki tadını beğenmeyip içmeye yanaşmayanlar olacaktır. Belki birileri yarım içmeyi kendilerine yeterli bulacaktır. Hangisi doğrudur bilemiyoruz. Zaten iyilerin sonunu da bilemiyoruz ki, ışığa yol aldılar.

Osman Tatlı

e-posta-msn: suskunsinemayazilari@hotmail.com

Künye:

Film: Ulak

Yapim: 2007 ~ Türkiye

Tür: Dram, Gerilim, Gizem

Yönetmen: Çağan Irmak

Senaryo: Çağan Irmak

Müzik: Evanthia Reboutsika

Oyuncular: Çetin Tekindor

Hümeyra, Yetkin Dikinciler

Şerif Sezer, Cemal Hünal

Melis Birkan, Feride Çetin


Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter