Popüler Sinema

Paylaş
Tarih - 13 Mayıs 2014 Salı - 1076 kez okundu

Tutku: İsa

TUTKU: MESAJIN KAYBOLUŞU

Hz. İsa kimdir? Ailesi ve soyu kimlerden oluşur? Tarihsel kişiliği hakkında neler söylenebilir? Nasıl doğmuş, nasıl yaşamış ve nasıl ölmüştür? İsa hakkında anlatılanların mitolojik olanı, gerçeğinden nasıl ayırt edilebilir? İsa’nın “beşeri” kimliği “tanrısal” kimlikle nasıl yer değiştirmiş ve İsa makulün konusu iken mahsusun konusu haline nasıl getirilmiştir? Getirdiği mesaj nedir? Hz. İsa’nın konuştuğu Aramca’da Swart (sabır, müjdeli bekleyiş) Yunanca’da “Euangelion: İncil” (umut, müjde) anlamına gelen bu mesaj,”neyi müjdelemekte”, niçin sabrı tavsiye etmektedir? Bu mesajın belirgin niteliği nedir? Bu mesajın başına hangi akıbet gelmiştir? Mesajına uyanlar kimlerdir? Onlar hakkında bilgimiz neye dayanmaktadır?.. Bu soruları böyle uzatmak mümkün.

Bu ve bunların yanına eklenebilecek birçok soruya verilebilecek muhtemel cevapları bünyesinde taşıyan birçok kaynağa ulaşabiliriz. Kutsal kitaplar başta olmak üzere, ilk İsa biyografileri, sonradan bunlara eklenen hayli kabarık müktesebat, modern zamanlarda uzmanlarca yapılan kritikler, çalışmalar vd...

Bütün bu soruların gündeme gelmesi Hıristiyanların, ölümüyle en büyük mucizesini gösterdiğine inandıkları bir peygamberin son on iki saati: ihanetin, sadakatin, inancın ve itaatin sınandığı bir sahneye dönüştürüldüğü, yönetmenliğini Mel Gibson’un yaptığı, İsa rolünde yönetmen Mel Gibson gibi koyu Katolik olan Jim Cavaziel’in oynadığı The Passion Of The Christ (Tutku: İsa’nın Çilesi) filmin çevrilmesidir. Filmin konusu kısaca şöyle: İsa’nın son günü. Yahuda 30 gümüş para karşılığında İsa’yı Yahudi din adamlarına teslim eder. Yahudi din adamları O’nu yargıladıktan sonra Romalı yetkililere teslim ederler. Ardından İsa’nın tokatlanması, yüzüne tükürülmesi, kendisiyle alay edilmesi ve etini parçalamak üzere özel yapılmış kırbaçla dövülmesi; sonra vücudu parçalanmış bir halde kendi haçını taşımak zorunda bırakılarak İsa’nın çarmıha gerilmesi konu edilmektedir. Mel Gibson kutsal metinlerdeki hikâyeyi aynen alıp beyaz perdeye aktarmış. İnsan bedenine yapılan her acı verici uygulamanın en ince detayına kadar gösterildiği bir yapım Tutku.

Film, görsel açıdan işkence sahnelerinin son derece kanlı olması ve Yahudiler’e hakaret edilmesi sebebiyle tartışmalara konu oldu:

Gibson, yakın plan çekimleriyle bir yandan bu “kurban etme” ritüelini seyirciyi rahatsız edecek görsel bir törene dönüştürürken, diğer yandan bir peygamber ve aynı zamanda insan olan Hz. İsa’nın her şeye rağmen “sevgi” rotasından vazgeçmemesini anlatıyor. İsa’nın bu derecede bir işkenceye maruz kalıp kalmadığı bilinmez ama bilinen o ki topluma peygamber olarak gelenlerin bundan aşağı kalır bir tavırla karşılaşmadığıdır. İşkencelerle karşı karşıya kalan seyircinin duygusal etkilenmeleri kaçınılmazken, asıl mesajların yani imgelerin ve benzetime dönüşen İsa’nın gözden kaçtığıdır. Nitekim Tutku’nun çarmıh sahnesinde bir ikona dönüşen “yüz” ikon kavramına klasik bakışı kuvvetlendiriyor. Baudrillard’ın “ ikonlar göstergesi oldukları gerçekliğin ya da hakikatin bir süre sonra yerini alırlar” tezinden ve hakikatlerin kaynağından uzak materyallerden öğrenen sinema gibi görsel gücü (sembolik dili demek yerinde olur) kullanarak perdedekini gerçeklerin yerine koymak zor olmayacaktır. Zamanla görsel motifler konuşula konuşula gerçeğin kendisi olacaktır. Bu da yeni bir İsa var etmekten öte bir şey değildir. Bunların yanında sokakta sırtına yüklendiği çarmıhla bir yandan kırbaçlanıp ilerlerken dar bir sokakta Meryem’in bir anne içgüdüsüyle görüntüsü, yine Gibson’ın şeytanı kadın olarak lanse edişi ve şeytanın ürkütücü, korkunç görüntüsü yanında sürekli yoldan çıkarma uğraşı Tutku’nun ikonları arasındadır. Şeytanın neden kadın kılığına büründürüldüğü konusu üzerinde hiç durulmadı. Bunun altında yatan nedenlerin belirtilmesi gerekir.

Tutku filminin etrafında kopan fırtınalardan biri de Yahudilere yönelik suçlamalardır. Her ne kadar Gibson suçlamaları reddetse de Yahudi düşmanlığı söylentisini gündemden düşüremedi. Yahudi düşmanlığının gündem oluşunu şu fıkra güzel izah etmektedir: Bir Hıristiyan ile Yahudi karşılaşır. Hıristiyan der ki: “Siz bizim peygamberimizi öldürdünüz.” Yahudi “ama o kaç asır önceydi”der. Hıristiyan’ın cevabı söyle olur: “Olsun ben yeni duydum”. Yahudilerin İsa’ya yaptıkları bilinse de fıkrada olduğu gibi bilinenlerin hatırlanmasından öteye geçmedi.

Yahudi düşmanlığı konusu gündeme gelince Hıristiyanların ilk tepkisi Hıristiyan inancında anti-semitizm (Yahudi-karşıtlığı) olarak yorumlanacak bir yönün olmadığı vurgulamasıdır. Türkiye’deki misyonerler genelde kendilerini özelde Tutku’yu savunurken ilginç ve bir o kadar da komik olan, Malkoçoğlu ve benzeri filmlerde görülen o dönemin Hıristiyan halkının, askerlerinin ve yöneticilerinin sürekli olarak ahlaksız, şehvet düşkünü ve kötülerin kötüsü gösterildiğini ifade ederek yapımcıların akıllarını, yeteneklerini, hayallerini, öfkelerini, inançlarını, doğrularını ve yanlışlarını sahnelere aktardığı söylemlerine Vietnam savaşı, Fransızlar’ın Cezayir halkına yaptığı zulüm, ve Nazi Almanyası’nda binlerce Musevi’ye yapılan zulmü gözler önüne seren filmleri de örnekleri arasında gösteriyorlar. Varılmak istenen Tutku’yu belirtilen kategoriye almak seyirciye filmin nasıl algılaması ve filme tepki gösterilmesi konusunda yol gösterilmeye çalışılmıştır..

Papa’nın “olanı anlatmış” diyerek durumu onaylaması ve sahiplenmesi, filmin Hıristiyan öğretisini kusursuz yansıttığını göstermektedir. İncil’den uyarlanan Tutku’nun bir çok çevreden ses getirdiği kadar Hıristiyan öğretisini alt üst edecek idealarla tartışmaların odağına çekilen, arka arkaya baskı yapan ve Vatikan’ın on kadar sipariş vermesine neden olan Dan Brown yazdığı “Da Vinci Şifresi” romanına kısaca değinelim:

Dan Brown, romanın kurgusunu Sangreal (Kripto’lar) üzerine kursa da 1982 Richard Leigh, Michael Baigent ve Henry Lincoin tarafından kaleme alınan “Kutsal Kan, Kutsal Kase” kitabından etkilenip esinlenmiştir.

Peki “Kutsal Kan, Kutsal Kase” hangi iddiaları ortaya atmaktadır, kısaca:

1. İsa politik bir kişiydi. Romalılar onu devlete isyan ettiği için idama mahkûm ettiler.

2. İsa çarmıha gerilmekten son anda kurtuldu.

Anti parantez, İsa’nın çarmıha gerilmediği, benzerinin çarmıha gerildiğine Kur’an-ı Kerim de kaynaklık etmektedir. Yine Mezopotamya’da doğan, Budizm, Hıristiyanlık, Zerdüşt dini gibi dinlerden etkilenerek ortaya çıkan Maniciliğin kurucusu Mani, İsa’nın çarmıhta ölmediğini yerine başkasının geçirildiğini iddia ediyor.

3. İsa evlendi, çocukları oldu soyu bugün bile sürüyor.

Da Vinci’nin Şifresi’ne göre: İsa’nın ölümünden sonra müritlerinin sayısı gittikçe artıyor ve Hıristiyanlarla imparatorluğun Pagan ahalisi arasında çatışmalar hızlanıyordu. Çok iyi bir işadamı olan Kostantin Hıristiyanlığın yükselişini öngörüp doğru ata oynamayı tercih etmiş, ama güneşe tapan Paganları Hıristiyanlığa çekmek için her iki tarafın da kabul edeceği karma bir din yaratmıştı. Hatta Nikaya Konseyi diye bilinen ünlü ekümenik toplantısında İsa’nın “Tanrı’nın Oğlu” olduğunun kitaba geçmesine oy birliğiyle karar verilmişti. Oysa o zamana kadar İsa müritlerince ölümlü bir peygamber olarak tanınıyordu. İsa’nın gerçek müritleri, Hıristiyanlığın gerçek kitabını ve bilgisini yüzyıllardır kilisenin gazabından korumaya çalışıyorlardı. Belgeleri korumak için örgütler ve bu örgütlerle kilisenin yıllarca süren savaşını konu edinen Dan Brown, “Kutsal Kan, Kutsal Kan”dan farklı bir tez ileri sürmüyordu.

Komplo teorilerine göre Hıristiyanlık öğretisini sarsacak belgeler varsa da kilisenin korkmasına gerek yok. Çünkü Dan Brown’a göre Siyon Tarikatı elindeki belgeleri hiçbir zaman açıklamayacakmış. Bu anlayışa bakarsak komplo teorileri için malzeme hâlâ tüketilmemiştir. Aslı ise hakikati elinde tutanların hiçbir zaman ne olursa olsun gerçekleri gizlemeyecekleri anlayışının varlığıdır. Hakikat yaşanabilmek için vardır. Saklanmak, korunmak için değil.

Biz de bir komplo teorisi ortaya atıp yazıyı bitirelim:

“Kutsal Kan, Kutsal Kâse”, “Da Vinci’nin Şifresi” gibi çalışmalarla ya Hıristiyanlık öğretisi bulandırılmak sonra da ortadan kaldırılmak isteniyordur ya da bu gibi çalışmalar Hıristıyalığı dünyanın gündemine getirerek ortaya atılan iddiaları merak edenlerin İncil’i okumaya ve Hıristiyanlık öğretisini araştırmaya yönlendirilip Hıristiyanlaştırma politikası güdülmektedir. Ve bunun dayanaklarını oluşturmakta hiç zor değildir, ama bu yazımızın amacını aşmaktadır.

Osman Tatlı

osmantatli@gmail.com

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter