Popüler Sinema

Paylaş
Tarih - 12 Mayıs 2014 Pazartesi - 2059 kez okundu

Dücane Cündioğlu Ve Film Okumaları

Arayış yolunda, varoluşu anlamlandırmanın eksenine sinema da müdahil oldu. Sinema artık felsefesi olan ve bunu taşıyıcılığını en iyi yansıtan kaynaklardan biri haline geldi. Sinema doğrudan ve dolaylı olarak varlığını ilan edeli çok oldu ama bizde hala sinemanın önemi kavranamadı. İstenen önem verilmiyor. Özellikle sinemanın felsefeyle, edebiyatla, psikolojiyle, sosyolojiyle olan ilişkisi üzerinde durulmamaktadır. Hala sinemanın toplum üzerinde etkisi ciddi araştırmalara konu olamamıştır...

Her ne kadar sinemanın eksenine milyonlarca insan girse de sinemanın nerde, nasıl değerlendirmesi tartışmaya konu edilmemiştir. İşte üzerinde durulması gereken sinemanın insan üzerindeki etkisinin nasıl kanalize edileceğidir. Sinema kendi haline bırakılmadan, seyircinin sinemayla olan iletişim seviyesini artırmanın yolu aranmalıdır. Bu yollardan en önemlisi film çözümlenmelerin kategorize edilmesidir.

Film çözümlenmelerinin kategorize edilmesine örnek vereceğimiz Dücane Cündioğlu'nun sinema ve felsefe kitabıdır. Cündioğlu, izlediği filmleri felsefe gözüyle değerlendirerek sinemanın varoluşa katkısını kaleme almış. İzleyicilerin dikkat etmediği, dikkatlerinde kaçan önemli replikler ve sahneler üzerinden okuyucusuna hakikat ziyafeti çektirmiş.

Daha önce kitapla ilgili düşüncelerimi dile getirmiştim. Şimdi ise Cündioğlu’nun okuması yaptığı bazı filmler üzerinde durmak istiyorum. Öncelikle kitabı büyük bir zevkle olduğumu, doyurucu ve ufuk açıcı yazılardan istifade ettiğimi söyleyeyim.

Cündioğlu’nun varoluşa katkısı tartışılmazdır. Emekleri göz ardı edilemez ama film okumaların halk kitlelerine ne ölçü ve nasıl yansıtılması gerektiği konusu tartışmaya açmak gerekiyor. Evet, bir düşünür görünenle yetinmez, görünenin ardındaki hakikati, hikmeti arar. Olması gerekende budur. Düşünür birçok sıradanlığı aşandır. Kalıpları ve takıntıları pek olmaz. Olmamalıdır. Ama kitlelerin kalıpları ve takıntılarını nasıl okumalı sorusu üzerinde durmak gerekiyor.

Kendi beğenilerimizi kitlelerle paylaşırken dikkat edilmesi gereken kriterler olmalı mı, olmamalı mıdır? Kitleler her paylaşımı taşıyacak bir bünyeye sahipler midir? Diye düşünmek gerekmez mi? bütün bunları Cündioğlu’nun kitabında övgüyle bahsettiği ve etkilendiği her halinde belli olan Antichrist(Deccal), Otomatik Portakal (Dücane’ye göre: Otomatik Mahlûk veya Otomatik Hayvan) ve Sodom'un 120 günü gibi şiddetin ve cinselliğin her türlü halini yansıtan filmlerin sinema dilini kavrayamamış kitlelerin nasıl karşılayacağıdır. Evet, bende Cündioğlu gibi sinema izleyicisinin bunu aşması gerektiğini ve sırf bazı sahnelerden dolayı filmlerin kat edilmemesi gerektiğini düşünüyorum ama kitleler buna hazır olmadığını düşündüğümden bu tarz filmler yerine şiddet ve cinselliğin daha az kullandığı filmler ele alınabilirdi.

Tabii ki her yazarın kendi kitlesi vardır. Yazar seçilendir. Seçenlerde yazarın tarzını ve üslubu anlamakta zorlanmayanlardır. Dücane gibi yazarlarında çokta seçilme dertleri olmadığını bilirim. Az öz bir okuyucu arayışları vardır. Tabii ki kendisini takip edenler tarafından anlaşılmak yazarların hayalidir. Yazarların ben yazdım, söyledim oldu bitti anlayışını bir kenara bırakmalı diye düşünüyorum. Evet, kendimizi adamış olabiliriz, ciddi okumalar, araştırmalar yapabiliriz ama bunun ses bulmasını önemsemek, özelliklede nasıl yankı yaptığını da düşünmek gerekiyor.

Kendini aşamayanlara ya da hale arayış yolunda kafası karışık olanlara işte ben beğendim, benim ufkumu açtı. Seninde işine yarar, yaracaktır anlayışını pek sağlıklı bulmuyorum. Bilginin sistematik bir anlayışla ve karşıdakinin anlayacağı tarzla sunulmalıdır. Bu açıdan Dücane’nin film beğenilerindeki bazı paylaşımları zamansız bulmakla beraber filme saygı ve artık izleyiciyi filmlere hazırlamak adına da değinmek gerekiyor. Ama bunun sınırlarını çizerek yapılmalıdır. Belki sinema okumaları çalışmalarının artmasıyla bu durum düzelecektir.

Hala zorlu ve sisli bir süreçten geçiyoruz. Ve bu geçişlerimiz maalesef ağır bedellere mal oluyor. Bilginin zamansız paylaşımı da buna fazlasıyla tuz biber oluyor.

Keşke demeyi sevmiyorum ama şiir okuma kılavuzları gibi film okuma kılavuzlarımız olsa diyesim geliyor. Artık şiir okunmuyor, artık kitap okunmuyor ama film izleniyor. Hem de bir kitap bin, iki bin satılırken(okunuyor demiyorum) bir filmi yüz binler izliyor; bir kitabın baskısı yüz bini bulurken, bir filmin izleyicisi dört beş milyonu buluyor. Artık siz düşünün sinemanın etki alanını. Dücane, dar çerçevede birkaç irfan ehliden film sohbeti isterken, ben bunun yaygın bir şekilde, film analiz halkaların artmasından yanayım. Bir zamanlar kitap tartışmaları vardı. Şimdide ise film tartışmaları olmalıdır. Ki bunun daha zevkli geçeceği kuşkusuzdur.

 

Osman tatlı

suskunsinemayazilari@hotmail.com

www.osmantatli.com.tr



Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter