Popüler Sinema

Paylaş
Tarih - 12 Mayıs 2014 Pazartesi - 1948 kez okundu

Yılmaz Güney İçin Kim Ne Dedi

FatoşGüney:

“ Yılmaz’ın özelliği, halkın içinden gelmesiydi. Fakat bir tek yerden gelmiyordu. Yaptığı işlerden dolayı, her yere girip çıkmış, her kesimden insanla ilişki kurmuş olmasından geliyordu. Bu değişik yapıdan, değişik kültürden insanlarla her sınıftan insanlarla ilişki içinde olmaktan gelen bir ayrıcalığı vardı. Köylüler Yılmaz’ı seviyordu. Çünkü onların içinden geliyordu. Küçük burjuvalar da Yılmaz’ı seviyordu. Lümpen kesimle ilişkisi vardı. Onlarda seviyorlardı. Mesela, Konya’da kimse iş vermediği için pavyonda fedailik yapmıştı. Sürgünde hayatını böyle kazanmıştı. Yılmaz çok çeşitli tabaların, değişik hayatların içinden süzülerek gelmişti”

FatoşGüney, onun “çıkış yöntemi” ve “seçimi”, “amaçları” konusunda da şunlarısöylüyordu:

“Yılmaz, sinemaya senarist olarak başladı. Sonra değişik filmlerde oynadı. Başlangıçta şuradan hareket etti: Ben, önce kendimi halka kabul ettirip sevdirmeliyim ki, ondan sonra istediğim şeyleri yapabilmeyim. Çünkü ekonomik özgürlüğüm yok. Kendimi kabul ettirdiğim takdirde özgürlüğüm olacak. Bir şeyler yapabilmek için önce özgürlük gerekiyordu. Başkasının filminde oynadığı zaman, her şeyi yapımcı belirliyordu. Yılmaz halkın içinden geliyordu. Halkı çok iyi tanıyordu. Ne istediğini biliyordu. İlk gençlik yıllarında film taşıcılığı yapmıştı. Bir sinemadan ötekine film götürmüştü. Bu süreçte, halkın tepkilerini gözlemlemişti. Halk, hangi tür filmin, hangi sahnesine karşı daha duyarlı…Hangi sahneleri alkışlıyor, heyecanlanıyor, tutuyor…Bunları yakından gözlemlemişti. Buradan yola çıkarak, ilk dönemlerde yaptığı filmler ilgi gördü”

Yusuf Koç:

“Yılmaz uykuya düşkün değildi. Biraz gözümü yumayım, yeter. Uyku dediğin bir elektrik cereyanı gibidir. Gelir geçer,” diyordu.

Şerif Gören:

“Yılmaz Güney, yazılı senaryoya bağlı olmadığı için, filmin gelişimi içinde, pek çok şeyi değiştirme olanağına sahipti. Bence onun yazılı olmayan senaryoları, pek çok kişinin yazılı senaryolarından daha mükemmeldi.”

Erol Demiröz:

“Çok senaryo okudum. Pek çok senaryonun çekiminde rol aldım. Yılmaz Güney’in ‘Yol’ filminin senaryosu kadar mükemmelini görmedim. Filmin her şeyi, hatta oyuncuların davranışları bile yazılı hale getirilmişti. O mükemmeliyet karşısında, yönetmenin fazla müdahale şansı yoktu. Eser Yılmaz Güney’in olduğu için, Şerif Gören de ayrıca yorumlara sapamadı. İnanıyorum ki, o senaryoyu Yılmaz Güney çekseydi, çok daha farklı olurdu. Olayların akışıiçinde değişiklikler yapabilirdi. Şerif Gören, bu hakkı kendinde görememişolmalı ki, göze çarpar nitelikte değişilikler yapmadı. Çünkü, her senaryonun akışı içinde ayrıntılarıyla anlatılıyordu. Şerif Göreni Yılmaz Güney’in koyduğu katı çizgilere bağlı kaldı.”

1965 yılında TİP Milletvekili olan yazar Yahya Kanbolat, “Yol” filmi için şöyle diyordu:

“Gogol’un ‘Ölü Canlar’ romanında yaptığını, Yılmaz Güney bir bakıma ‘Yol’ filmiyle gerçekleştirdi. Baş kişi, kahraman kullanmadan bir panaroma çizmeyi başardı. Avrupa’da bunu başaran yoktur. Filmin, dünyada bunca tutulmasının bir nedeni de budur. Filmde, ‘Kürdistan’ yazısından sonra destanımsı bir anlatım başlıyor. İnsanın doğayla savaşımı ve ona sevgiyle yaklaşımı…Çaresizlik, mücadele, umut…Bu destanımsı anlatım içinde baş kişi yoktur. Ama seyirci, akışa kapılıp sürükleniyor. Bu anlatım biçimi nedeniyle Yol, dünya sinema tarihinde doruktaki yerini aldı.”

Abdurrahman Keskiner:

“Yılmaz yaşanmış veya dinlediği öyküleri adapte edip filmleştiriyordu. Öz ailesinin yaşamından birkaç film yaptı. Babasının yaşamından kesitlerdir “Umut”, “Eşkıya” adındaki filmde dedesinin vurulmasınıanlattı. Pek çok filme kendi hayatından parçalar serpiştirdi.”

Zeki Ökten:

“Yılmaz abi, 1960’lı yıllarda, Dostoyevski’den bile senaryolar çıkardı. Örneğin Dostoyevski’nin “,suç ve Ceza” adındaki romanından esinlenerek “Sandık Cinayeti” filmini yaptı. Sinemanın siyah beyaz döneminde yine Dostoyevski’nin “Ecinniler” romanından üç dört tane senaryo çıkarıp filme aldı.”

Kardeşi Yaşar Pütün’e göre:

“Yılmaz Güney, film setlerinde çok farklıydı.Oyuncularına bağıran çağıran, parlayan bir yönetmendi. Çalışma anında, konsantrasyonu bozulduğunda da sinirleniyordu.

“Köyde Seyithan’ı hem oynuyor, hem de yönetiyordu. Oyunculardan biri, abimin defalarca tekrarlamasına rağmen bir türlü rolünü yapamıyordu. Adam uzaktaydı. Abim sinirlendi. Elindeki tüfekle oyuncuya ateşetmeye başladı. Adam var gücüyle koşmaya başlayınca,

<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->İşte şimdi oldu, dedi”

Erol Demiröz:

“Erden Kıral, Yılmaz Güney’le tanıştıktan sonra çekimler başladı. Cunda adasındaydık. Kıştı. Havalar çok soğuktu. Soğuklarla boğuşarak çalışıyorduk. Orada, oyuncu arkadaşlardan biri, yönetmene karşıterslikler yapmaya başladı. Anlaşamıyorlardı. Hepimizi şaşırtan bir olay oldu: Yılmaz Güney’den anında tepki geldi. O zaman anladık ki, çalışmalarımızı adım adım, an an izliyor, gönderdiği haberde oyuncu arkadaşımızı aşağılıyordu. Sıradan bir insan olduğunu vurgularcasına:

<!--[if !supportLists]-->- <!--[endif]-->Derhal işine son verilsin. Sokaktan biri bulunup yerine oynatılsın…

Atıf Yılmaz:

“Yılmaz sinemayı çok seviyordu. Sinemayla yaşıyordu.İşini en iyi biçimde yapabilmek için çırpınıyordu. Edebiyattan gelmesi, elinin kalem tutması da, başarısının etkenlerinden biriydi. Yalnız oyuncu olarak çalıştığı dönemlerde bile, oynamadan önce senaryoyu alıyor ve üzerinde çalışıyordu. Kendi karakterine uygun hale getiriyordu. Örneğin konuşmalarıazaltıyordu. Bu çok ustalıkla yaptığı için, hiçbir yönetmen karşı çıkmıyordu. Bir bakıma senaryoyu mükemmelleştiriyordu.”

Onat Kutlar:

“Yılmaz Güney sinemaya başlamadan önce de sanatçıydı. Yazıyla uğraşırdı. Öykü geleneğimiz o günkü koşulları içinde, örneğin Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi yazarların temsil ettiği gerçekçi anlayışın genç temsilcilerindendi. Sinemaya başladığında da bu disiplinin çok da bozulmadan Yılmaz’da sürdüğünü görüyoruz. Yılmaz Güney’de, yazar ve öykücü olmasının getirdiği bazı önemli avantajlar vardır. Yılmaz’ın birinci özelliği bir sanatçı, bir yazar geçmişine, birikimine sahip olması ve bunu kendi sinemasında da başarıyla kullanabilmesidir<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]-->.”

Kemal Tahir:

“Seyyit Han, dünyanın aradığı halk sinemasıkoşullarına son derece uygundur. Sözgelimi, aralıksız kurşun yediği halde kahramanın sendelememesi, hayatın gerçeğiyle, sinemanın gerçeği arasındaki büyük farkı belirleyen en iyi sahnedir. Yılmaz Güney, gerçekten halktan yetişmiş, halkın her şeyi nasıl görmek istediğini belki derin ilmiyle değil, yaşantısıyla bilen bir halk sanatçısıdır. Böyle sanatçılardan, bir aydın olarak benim de öğrenecek çok şey olduğuna inanıyorum”

Yılmaz Atadeniz:

“Yılmaz Güney’in o devirde müthiş bir senaryo birikimi vardı. Senaryonun en güzelini en kısa yoldan anlatan bir sanatçıydı.Kibar Haydut adlı filmin setindeyiz. Bir sahnenin, dolaysıyla diyalogların da değişmesi gerekiyor. O sahnenin sözlerini anında ve öylesine bir ustalıkla değiştirmişti ki…”

Arjantinli Yönetmen Fernando Solanas:

“Lemaire sürgünümde beni ağırlayan, yüreklendiren bir sinemacı dostumdu. Güney benim için aynı zamanda sürgünde olan Üçüncü Dünya ülkesi sanatçısının simgeliyordu. Elysee Sarayı’nda Cumhurbaşkanı’nın davetlisi olarak gittiğim bir yemekte tanıştık. Filmlerini görmüştüm, kendisini çok takdir ediyordum. Zaten filmimi onun sanatçı yanına adadım. Aramızdaki dostluk, dayanışma için olduğu kadar, halkından, ülkesinden uzakta ölmek gibi acılı sonu için de filmimi ona adamayı bir görev bildim.”

Ünlü Fransız eleştirmen Marcel Martin:

“Güney’in Umut’u Türk sinemasını keşfetmemizi sağlamıştı. Toplumsal bir belgesel olmanın yanı sıra, felsefi bir paraboldü de bu film. Kaynağını toplumsal gerçeklikte bulan çok yetkin bir insan boyutu vardı ve öyle sanıyorum ki Türk karakterini çok belirgin ve dolaysız bir şekilde yansıtıyordu.

<!--[if !supportFootnotes]-->

< !--[endif]-->

<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]-->Onat Kutlar, Yol Açıcı Bir Sanatçı, Antrakt, Aylık Sinema Dergisi, Eylül 1992, s. 12, 56.



Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter