Popüler Sinema

Paylaş
Tarih - 13 Kasım 2016 Pazar - 894 kez okundu

İki Kadın ve Aşkın Kimliği

 İki Kadın ve Aşkın Kimliği

“Bana Adını Sor” filmini ilk izlediğim zaman “İki Kadın ve Bir Erkek” başlığı altında üçgen aşkı konu edinmeyi düşündüm. İkinci izleyişimde konun daha vahim olan tarafının ‘aşkın’ bulanıklaştırıldığı ve aşka mevsimlik yakıştırmasının yapıldığını ve bununda pencereden yansıtılan mevsimlerin geçişi ile seyircinin bilinçaltına yerleştirildiğini ve Osman Baba karakterinin üzerine basa basa söylediği ‘Gerçek aşka’, ‘Gerçek Sadakate’ repliklerin sahte aşk ve gerçek söyleminin altında yatan aşkın kimliğine dair belirsizliğin yattığını görmemle iki kadının karakterini ve aşk anlayışlarını analiz ederek, aşkın kimliğinin sorgulamanın daha yerinde olduğuna karar verdim.


Merve: dominant, ihtişam düşkünü, hırslı, zenginliğine zenginlik katma çabasında olan ve bir zamanlar sıradan bir kadın olan annesi Dila’nın istediği bir hayatı yaşamak zorunda kalan ve annesine karşı koyacak iradeyi ortaya koyamayan, annesinin istediği erkekle evlenme zorunda kalan pasif ve çaresiz bir kadın. Ablasının ben mutlu olamadım, sen kendini özgür ve mutlu hisset motivasyonu ile annesine karşı gelen ve sözde sevdiği adamla nikahsız yaşamayı tercih eden ama sonrasında elindeki rahat yaşamı yitirmenin acısını yaşayan bir zengin kadının tutarsız duygularını sergilemektedir.


Merve, iki kaçış içindedir. Birincisi Tarık ile evlenmek istememektedir. İkincisi içinde bulunduğu ortamdan bunalmıştır ve kendini özgür hissedeceği bir yer arayışındadır. İki önemli gelişme üst üste gelince Merve artık dayanılmaz bir ruh içine girmiştir. Tam bu sıra da Hakan’la tanışır. Hakan’ın beklenmeyen ilgisi ve aşkı Merve’nin aradığı kaçışı kapısını aralar ve çok düşünmeden, duygularının derinliğine bakmadan kendini Hakan’a teslim eder. Öyle ki Hakan’ın eşi ifadesini bile garip bulur ve Hakan’ı kabullenmediğini sonradan fark ederiz. Merve, eğlenceyi seven, sorumluluktan kaçan biridir. Aslında Merve’nin hayatında aldığı ciddi bir sorumluluk yoktur. İçinde büyüdüğü ortam rahat ve sorumsuz yetişmesini sağlamıştır. Sağır olması da bu durumunu fazlasıyla pekiştirmiştir.

Merve’nin tek istediği eğlenceli bir hayattır. Kendisine müdahale etmeyen, istediği her şeyi rahatlıkla yapacak bir erkeğin etrafında olması yetmektedir. Aşkın getirdiği sorumluluğu yerine getirme ve aşkı için bedel ödemeye gelince ilk fırsatta kaçmayı tercih eden bir karakter üzerinden aşkı sorgulamak, anlamaya çalışmak ve Yasemin’in aşkı ile karşılaştırmak aşkı anlamaya yeterli midir?


Merve’nin Hakan’la geçirdiği zamanın süresini belirlememiz yönetmenin araya serpiştirdiği alt metinlerle fazlasıyla çıkarabiliyoruz. İlk tanışmanın getirdiği flört döneminde beş ay boyunca borçların ödenmemesi ve Hakan’ın hastalığından sonra üç mevsimin geçmesi bize aşkın süresini ve içeriğinin ipucularını fazlasıyla vermektedir. Sorumluluk sahibi Hakan, tutulduğu aşk karşısında kendini kaybediyor ve iş yerine uğramadığı gibi yıllarca beraber yaşadığı Osman Baba’yı ve Yasemi’ni unutuyor. Çok inandırıcı bir flört dönemi olmasa da tutkunun getirdiği sorumsuzluk ve kendini dışında kimseyi önemsememe durumunu izah edebilmesi açısından önemlidir. Gelelim aşkla yaşanan üç mevsim boyunca Hakan ve Merve’nin neden evlenmediği ve Merve’nin bunu bir türlü benimseyememesidir. Modern aşklarda önemli olan aşkın özgür ve sınırsız yaşanmasıdır. Evliliğe gerek duyulmamaktadır. Birlikteliğin adı aşk olsun ama adı evlilik olmasın. Evlilik toplumsal bir kabuldür. Birlikteliğin resmi adıdır. Aşk birlikteliği ise klasik toplumsal yapısına bir başkaldırıdır. Toplumsal kuralları tanımamaktır. Tutkulu aşk, cinselliği temsil eder. Önemli olan duyguların yani cinselliğin tatminidir. Evlilik ise aileyi temsil eder. Bireylerin karşılıklı sorumluluklarını içine alır. Tutkulu aşkta ise aile yoktur. Bireyler özgürdür, istediklerini yapabilirler, kimse hesap soramaz. Zaten yönetmenimiz Merve ile Hakan’ı evlendirmez ama Hakan ile Yasemin’i hemen evlendirir. Yönetmen neden iki farklı yol dener. Çünkü işin içine çocuk girecektir. Evlilik dışı birliktelik normaldir ama evlilik dışı çocuk sahibi olmak daha toplumumuzun kabul edebileceği ve kaldırabileceği bir durum değildir. Yönetmen ortamı yumuşatma adına ve tepkilerin önüne geçmek için ikisinin evliliğine karar veriyor. Belki de gerçek aşkın yolu evliliktir mesajı verilmeye çalışıldı. Bu son söylenen inandırıcı olmasa da akla en çok yerleştirilen birliktelik için evliliğe gerek yoktur. Yasemin de Osman Baba da bu durumu kanıksıyor ve tepki göstermiyor.


İşte aşkın kimliğinin ilk ve ciddi zedelendiği yer burada başlamaktadır. Aşk adı altında sınırsız ve ölçüsüz ilişkinin meşrulaştırılmasıdır. Aşk varsa her şey meşrudur anlayışı yaygınlaştırmanın en kolay yolu olarak gösterilmektedir. Aşkın olduğu yerde evliliğe gereksinim yoktur algısı son dönemde en çok işlenen konuların başında gelmektedir. Aşk burada cinselliğin üstünü örtme amaçlı kullanılmaktadır. Geçici duyguların, arzu ve tutkuların adı aşk olarak sunulmaktadır.


Aşk kimliğinin ikinci kırılma noktası paranın tükenmeye ve buna bağlı ekonomik sıkıntıların başlamasıdır. Hakan’ın çekmecede paraları sayarak alması ve iş yerinin iflas etmesi, Kadıköy meydanında sokak konseri verilmesi bunun somut göstergesi olarak bize gösterilmektedir. Merve’nin geçmiş yaşantısına özlemi, gururunun kırılması ve aşkının tükenmeye başlamasının başlangıcı Tarık’ı yeni sevgilisiyle görmesinin yarattığı hüznün ve pişmanlığın kameranın yakın çekimiyle yüz ifadesinde rahatlıkla görmeye başlıyoruz. Aşk burada sorgulanmaya başlanıyor. Duygular burada pişmanlığa dönüşüyor. Zorluklarla aşkın imtihanını görüyoruz. Duyguların derinliğini ve aşkın gerçekliğini görme imkanı buluyoruz. Görüyoruz ki Merve’nin aşk üç mevsimden ibarettir. Merve’nin aşkı zorluklara karşı tükenmiştir. Merve, kendini adayamadığı duygular için kendini feda edemeyecektir. Hakan’a katlanacak yılları yoktur. Bir an önce Hakan’dan kurtulup, özlediği hayatına dönmesi gerekmektedir. Hakan’ın tutku ile bağlı olduğu Merve arkasına bakmadan gidecektir. Aşk, para karşı yenilmiştir. Göz dolduran, özenti yaratan ilk beş ayın ne kadar yalan ve yapmacık olduğunu yönetmen bize acımasızca hatırlatır. Ama akıllarda kalanda ilk beş ayın duyguları okşayan ve ahlar çektiren kısmıdır.


Üçüncü safsata ise aşkın ömrünün üç yıldan ibaret anlayışıdır. Uzun zamandır toplumda kabul gören bu düşüncenin pekiştirilmesi burada da görülmektedir. İlişkilerin neden bittiği üzerine araştırmalar yapılmadan, nedenler sorgulamadan hesabın aşka kesilmesi işin kolay tarafı olsa gerek. Aşka ömür biçmek insanların kaçışlarını kolaylaştıran bir savunma mekanizmasını görmektedir. Aşka bir yandan ömür biçilirken bir yandan Yasemin’in aşkını gerçek aşk diye niteleyip, destansı motiflerle sunmak çelişkiyi görmezlikten gelmektedir. Aşkın iki yüzü olmaz, aşkın bir yüzü vardır o da kendi gerçeğidir. Öz kimliğidir. Ötesi aşk değildir. Tutkudur, arzudur, cinselliğin aşkla örtünmüş halidir. Aşk bir yandan üç yıl sürerken bir yandan destansı bir motiflerle süslenmez. Aşkın sahtesi ya da gerçeği olmaz. Bu insanların yetersizliklerini, çıkar ve menfaat üzerine kurdukları ilişkilerini örtbas etmek için aşkı kullanmasıdır. Merve’nin bunaldığı ve istemediği bir evlilikten kaçışını, buna Hakan’ı bulaştırması aşk’tan ziyade çıkar bağlantısıdır. Birinci bölümde Merve, Hakan’ın duygularından faydalanırken, ikinci bölümde Hakan, Yasemin’in duygularından faydalanmaktadır. Aşkın kirlenmemiş hali birinde aranacaksa o da Yasemin olmalıdır. Kavramlar üzerinden değil, yaşananlara isim konulmalıdır. Yoksa aşkın yaşı yoktur, aşkın sevgiye dönüşümü vardır. Aşk, bedelde de öder; fedakâr olmayı da öğretir.


Merve ve Hakan, aşkın bulanıklaştırılmış tarafında yer alırken, Yasemin aşkın özünü oluşturmaktadır. Aşkın kimliği Yasemin’de aranmalıdır. Merve ve Hakan için farklı duygu tanımları yapılmalıdır.

Hakan, karakteri sempatik, hareketli, romantik çizilmesi kadınlar üzerinde etki bırakması ve dikkat çekmesi adına özenle seçilmiş gibi durmaktadır. İlk defa aşk duygusu ile tanışan biri olmasına rağmen Merve’ye yaptığı jestler hiçte acemi bir görüntü vermemektedir. Aksine kadınların gönlünü almada hayli tecrübeli olduğu görülmektedir. Merve ile geçirdiği zaman diliminde en çok sevdiği insanları ve piyanosunu unutması çelişkili dursa da önümüze sunulan Merve ve Hakan arasındaki romantik dakikalarda aşkın sarhoşluğu ve gücünü fark ediyoruz. Ya da öyle düşünmemiz sanılıyor ki işler ters gitsin ve her şeye rağmen Osman Baba’nın ve Yasemin’in en hoş görüsünü fark edebilelim. Aşk bu kadar unutkan olabilir mi? Aşk bu kadar sanal olabilir mi? Aşk sarhoşluğu olabilir ama aşk ne sanaldır ne de unutturur. Sadece aşkla abartılı ilişkiler sunulmaktadır. Nasıl ki piyano olmayınca müşteriler lokantaya gelmemesi gerçeği yansıtmıyorsa, aşkın yirmi dört saat oynaşması da gerçeği yansıtmamaktadır.


Hakan, Merve’ye ilk görüşte âşık olur, Yasemin’i de kardeşi gibi görür. Osman Baba’nın deyimiyle gözünün önündeki hazineyi göremez. Merve’ye hissettikleri daha farklıdır. En azından Merve’ye karşı hissettiklerini Yasemin’e karşı hissetmez. Gel git zaman Merve Hakan’a ihanet eder, hem de en ihtiyaç duyduğu bir zamanda. Kardeş dediği Yasemin’e karşı duyguları nasıl neden değişir bilinmez ama hem onunla evlenir hem de çocuk yapar. Sorgulanması gereken kardeş gibi gördüğü bir kadınla nasıl evlenir ve çocuk yapar. İlk akla gelen Yasemin’e karşı duyguları değişmiştir ya da sonradan onu sevdiğini fark etmiştir. Bir ihtimal hafıza kaybı ileri sürülebilir. Filmin akışında akla gelen bu. Ancak hiçte bu kadar masum olduğu düşüncesinde değilim. Hafıza kaybı ile Merve’yi unutsa da kardeş gibi gördüğü Yasemin’e karşı duygular değişmese gerek. Sonuçta hafıza kaybı yaşasa da Merve ile tanışmadan önceki haline dönüyor. Yani duygularda bir değişim söz konusu değil. Gelelim işin püf noktasına, Hakan burada Yasemin’in duygularını kullanıyor. Yasemin içinse bu kullanılmışlığın bir önemi yok. Onun için önemli olan aşık olduğu adamın yanında olmasıdır. Başkasını sevdiğini bilmesine rağmen buna katlanmayı göze almasıdır. Hakan için ise içinde bulunduğu kötü durumu artı çevirme niyetidir. Bakıma, ilgiye ihtiyacı vardır. Annesinin durumundan hastalığının seyrini bilmektedir. Yalnızlık ve çaresizlik içinde kalmaktansa Yasemin’e sığınmayı tercih etmektedir. Filmin dramatik ve melodram kısmı ve işte aşk bu derdikten Yasemin’in Hakan’a bakmaya başlamasıyla başlamaktadır. Seyirciyi etkisine alan ve aşkın özverisi olarak algılanmasının altında yatan yanılgı burada yatmaktadır. Yasemin’in karşılıksız özverisi gözleri doldururken bu karşılıklı bir aşk ilişkisi olarak görülmektedir. Aksine burada karşılıklı bir aşk yoktur. Yasemin’in sevdiği adama sahip çıkması vardır. Aslında ortada platonik aşk devam etmektedir. Yasemin’in Merve’ye sessizce ifade ettiği gibi Hakan, Merve’yi sevmektedir.


Aşkın yüzü Yasemin’de tecelli etmiş filmde. İki aşk arasında olması gerekenin, gerçek olanın ve aldatıcı aşkın ayıklanmasının finalini Yasemin’in solgun yüzünde görmekteyiz. Aşkın kimliğinde aşkın alternatifi olmaz. Ya aşk vardır ya da yoktur. Yasemin’de değişmeyen duygunun ve özverinin adı aşk ise, diğerlerini dediğimiz gibi çıkar beklentisi olarak görmek gerekmektedir. Seyirciye Yasemin’in aşkı örnek olarak sunulmaktadır. Tercih seyircinin önüne konulmaktadır. Peki, tercihin gerçekliğinde Yaseminler kazanır mı? Tabii ki kazanamaz. Merveler daha iyi oynadıkları ve yırtıcı olduklarından sahneyi kimseye bırakmazlar. Ta ki işler ters gidene kadar. Merveler gittiğinde geriye harabeye dönmüş Hakanlar ve Yaseminler kalır. Her zaman Hakanlar hafıza kaybı yaşamaz; Yaseminler de boynu bükük kalmaz.

Modern hayat, duyguları kirletip sonrasında masum olanı yani aslını arama ve sunma çabasına girmektedir. Modernizemin bu çıkmaz hali ve hileli duruşu karşısında insan şaşkın bir halde labirentin içinde dönüp, durmaktadır. Egonun ve çıkarın benlikleri kuşattığı ve hazzın aşkın üstünü örttüğü dönemde aşkın önüne ‘gerçek’ ifadesinin konulması kadar acı ne olabilir ki. Özünü kaybettirilen her değerin önüne ‘gerçek’ ifadesi konulması normal bir tutum olarak görülmeye başlandı. Modern hayatın duvarları arasında kaybolmaya yüz tutan insanın acı arayışı, kaybettikten sonra insanın uyanışı ile gün yüzüne çıkmaktadır.

 

 

 Osman Tatlı

osmantatli@gmail.com

Facebook.com/osmantatli63

 

 

 

Filmin Künyesi:

Filmin Adı: Bana Adını Sor

Ülke: Türkiye

Süre: 110 Dakika

Tarih: 2015

Yönetmen: M. Taner Gündöner

Oyuncular: Bahar Akça, Başak Parlak, Engin Hepileri, Levent Sülün, Özge Borak

 

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter