Popüler Sinema

Paylaş
Tarih - 26 Ocak 2015 Pazartesi - 2108 kez okundu

Köstebekgiller: Çocuklara Algı Tuzağı

I.

Modern dünyada çocuklara yer yok. Doğal olan her şey, yerine yapay olana bırakıyor. Duygular, düşünceler ve benlik yapaylaştırılıyor. Doğal olan her şey özünden uzaklaştırılmasıyla, insanlar doğal olanı unutmaya başladılar. Yapay/yalancı dünya gerçek sanılmaya başlandı. Çocuklar artık doğal değil, yapay yetiştirilmeye başlandı. Yapay yetiştirilme algısını oluşturma görevi de: televizyon, sinema ve internet üstlenmiş durumda. Bu üçlü geleceğin dünyasını inşa etme görevini üstlenirken, çıkış noktaları da kuşkusuz çocuklar ve gençlerdir. Eğilimlerin istendiği gibi şekillendirilmesi en kolay olan sınıf olmaları nedeniyle bütün çalışma kurguları bunun üzerine kuruluyor. Yapay bir nesil yetiştirmenin en kolay yolu çocuklar ve gençlerden geçiyor.


Modern tanrılar(televizyon, sinema ve internet) geleceğin nesline istedikleri şekli vermenin en iyi yolunun ebeveynlerin bıraktığı(ilgisizlik, sevgisizlik, anlama ve beraber zaman geçirme) boşluğu doldurmak olduğunun bilinciyle hareket etmektedirler. Ebeveynlerin adeta gönüllü olarak çocuklarını teslim ettikleri televizyon da görevini fazlasıyla yapıyor. Ebeveynlerin çocuklarını sesini duymayayım anlayışı ve onların isteklerinden, ilgi beklentilerinden kurtulma adına gösterdikleri televizyonun, çocuklarının ruhuna yaptığı tahribatı farkında değiller, farkında olsalar da önemsememeleri yarınlar için ne tehlike çanları çalıyor.


Televizyon özellikle çizgi filmler, ebeveynlerin çocuk eğitim görevlerini üstlenmiş durumda. Çocuklar artık hayatı ve kültürü çizgi filmlerden öğreniyorlar. Sabahtan akşama kadar ekrana kilitlenen çocuk bir eğitimden geçiyor ve bu büyüklerin umurunda değil, çocuklarını televizyona teslim edenler, büyüyen ve ucubeye dönüşen gençlerden şikâyet etme hakları yoktur. Kendi elleriyle teslim ettikleri televizyon, kendi istediği şekilde çocukları eğittiğinden artık yapacak bir şey kalmadığı gibi, şikâyet etmenin bir anlamı da kalmıyor.


Çizgi filmler, artık birer eğitim kurumuna dönüşmüştür. Çizgi filmler birer kreşe, anaokuluna dönüşmüştür. Çizgi filmler artık anne baba, kardeş, arkadaş olmuştur. Çizgi filmler hayal âlemin bir yaşam bir biçimi haline gelmiştir. Çizgi filmler, masum değildir, sokaklardaki yabancılardan daha tehlikeli birer dost görünümlü yabancılardan farkı kalmamıştır. Çocuklarımızı dışarıdaki yabancıya karşı kararlı bir koruma güdüsüyle hareket ederken, içerdeki dost görünümlü yabancılaştıran televizyona teslim etme gafletine düşmemeye dikkat etmeli ebeveynler.


II.

Çocukların masum ve savunmasız hayal dünyası çizgi filmler üzerinden kuşatılıp, bilinçaltları kirletiliyor. Bu modernleşme adına, para hırsı adına, pasif ve sorunlu kişilik oluşturma adına, düşünmeyen ve pasif bireyler adına yapılmaktadır.


Her çizgi film, kendi merkezine bir mesaj alır ve bunu çocukların sofrasına kor. Belki çocuklar hepsini yiyemez ama tadını alırlar. Çizgi filmlerin mantığında bu yeterlidir. Çocuklar tadını alsınlar, gerisini nasıl olsa getirirler. Çocukların aynı çizgi filmi izleme ısrarın altında bu tat alma yatar.


Türkiye de sinema ve televizyon programları taklit üzerine kurulu olsa da bu taklit sadece şekilse değil, içerik olarak da taklit edilmektedir. Hatta modernleşme ve batılılaşma adına içerikler abartıya bile kaçıyor.


Uzun bir süre bir kanalda çocukların ilgiyle izlediği Köstebekgiller, tüketim mantığı çerçevesinde sinema uyarlanması yapıldı ve vizyon da yerini aldı.


Tabii konusuna girmeyeceğiz sadece önemli gördüğümüz çocuklara yönelik algı oyunlarına değineceğiz.


Filmin açılış sahnesinde çocukları coşturmak, hareketlendirmek ve filme ısındırma adına yoğun bir müzik ve çocukların eşlik etmesi bizi karşılıyor. Gayet normal bir durum. Anormal olan ise çocukların kitap okumaya karşı ilgisizleştirme yani okumayı değersizleştirme mesajın araya sıkıştırılmasıdır. Bir yandan radyodaki müziğe eşlik eden Caner, Pelin, Anne ve Süslü bir yandan kitabın masalsı dünyasını gerçek diye sayıklayan Boyo vardır. Caner, Boyo’nun ısrarlı kitap okuması üzerine kitabını elinden alıp, on koltuğa yani Boyo’nun ulaşamayacağı yere bırakır. Arabadakiler Boyo’yla dalga geçerler. Müziğe kendini bırakmasını isterler.


Manzara ilginç değil mi, kitap okuma, boş ver müzik dinle mesajı nasılda araya serpiştirilmiş. Çocuklara yönelik bir filmde kitap okumama algısı dolaylı ama planlı bir şekilde verilmeye çalışılıyor. Birçok seyirciye gayet normal görünmesi algı oyunun zaten kendisini hissettirmemesinin özelliği olmasıdır.


İkinci bir algı oluşturma operasyonu ise, Fahri Fırfır’ın yardımcısı Şehnaz’ın gereksiz bir sahne toplumu oluşturan temel taşı olan aileden nefret ediyorum demesidir. Çocuklara ve aileye yönelik bir filmde aileden bir de toplumu oluşturan vurgusunu yaparak söylemesini nasıl okumak ya da nasıl anlamak gerekiyor acaba. Çocukların bilinçaltına aileyi kötülemek neyi hedeflemektir. Öylesine bir cümle mi bu? Hem de söylenen sahne de söylenecek söz değilken ara da sürekli aile ve çocuklara yönelik olumsuz söz ve davranışlar bu cümleyi zihinde pekiştirmek için ön hazırlık yapıldığını söyleyebiliriz.


Ormanı koruma ve sevme teması sözde işlense de film boyunca aşk teması kadar net ve doğru dürüst dillendirilmediği kesindir. Kapitalist jargonla çocuklara ormanlara zarar verilmeye çalışılıyor mesajı ne kadar yerini buldu bilemeyeceğim ama aşk ve paranın her şey olduğu mesajı yerini bulduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.


Aile, kitap, para, aşk temaların merkeze alındığı bir filmde bunların olumsuz vurguları çok belirgin ve tehlike sinyali verirken başka algı oyunlarına değinmeye gerek kalmadığını düşünüyorum. Çocukların küçük ama büyük dünyasına algılarla etkileme yöntemi fark edildiğini umut ediyoruz.

Osman Tatlı

osmantatli@gmail.com

www.osmantatli.com.tr


Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter