Popüler Sinema

Paylaş
Tarih - 12 Ekim 2014 Pazar - 8741 kez okundu

Türkiye Sineması ve Porno-Seks

Türkiye Sinemasıyla Pornolaştırılan Zihinlerin Hikâyesi

Ve

Derin Devletin Parmak İzleri

 

Türkiye sineması, Türkiye’nin sosyal ve kültürel değişimine katkısı aşamalı olmuştur. Önceleri kişileri alıştıra alıştıra değiştirme metodu kullanılmıştır. Kişileri ve kişilerle toplumu aşamalı değişimi yüz yıllık bir çalışmanın sonucudur. Sinema üzerinden halkı modernleştirme ve siyasetten uzak tutma politikası iki yönlü olmuştur. Bunlardan biri din ve din adamlarını kötülemek, diğeri ise cinsellik-erotik-seks-porno eksenlidir. Sinemamızın görüleceği gibi ilk filmlerle cinselliği konu edinmiş, bir İslam ülkesi olarak da pornoya uzanan bir süreç yaşamıştır. Böylece porno film yapan ilk İslam ülkesi unvanı(!) almıştır.

Bu çalışmamızda sinemamızın ilk filmlerinden günümüze halkın ve ülkenin hafızasına cinselliğin nasıl yer edindiğinin hikâyesini ve devletin zihinlerin pornolaştırılmasındaki rolünü de değinmeye çalışacağız. Derin devletin, sadece siyasette rol oynamadığı, kültür sanatta ve bunun bir kolu olan sinemada da nasıl fark ettirmeden sinemayı yönlendirdiğini anlatmaya çalışacağız.

Çalışmamızda Türkiye sinemanın ilk konulu “Pençe” filminden, sinemamızın kayıp-karanlık dönemi olan 1974-1980 seks-porno dönemine ve günümüzde sinemada cinselliğin geldiği noktaya değinip, Türkiye insanın içinde bulunduğu cinsel açlık çıkmazını da anlamaya çalışmış olacağız. Ayrıca sinemamızda cinsellik politikasının öylesine olmadığı, aksine bilinçli bir politikanın sonucu olduğu da fark edeceğiz.

Türkiye sinemasındaki seks filmleri ve cinselliğin ön plana çıkışı, nedense görülmemeye çalışılmış, öylesine bir kurgu ve konu olarak ele alınmıştır. Sinema tarihçilerin tarafsız duruş aldatmacası da buna eklenince filmlerdeki cinselliğin toplum üzerindeki etkisi gözlerden uzak tutulmuştur.  Ayrıca sinema tarihçileri, sinema yazarları ve sözde eleştirmenlerin filmlerdeki cinselliğin ve seksin varlığı onları rahatsız eden bir konu değildir. Garipsemezler, eleştirmezler, toplum nereye sürükleniyor sorusunu sor(a)mazlar. Din elden gidiyor demelerini de beklemiyoruz tabii ama en azından ahlak adına bir şeyler söylenebilirdi. Bu anlayış devlet içinde geçerlidir. Devlet eliyle yapılan ilk filmden bugüne devlet filmlerde göstermelik sansür uygulamaları dışında seks ve porno filmlerini görmemezliğe gelerek, filmlerin yaygınlaşmasına göz yummuştur. İlerde de değineceğimiz gibi devlet, sosyal, siyasi ve ideoloji filmlere gösterdiği sansür uygulamalarını seks ve porno filmlere göstermemiştir. Bu durum adeta seks filmlerine devam sinyali gibi algılanmıştır. Devletin halk siyasi çalkantılardan uzak dursun da ne olursa olsun anlayışı porno çılgınlığına dönüşmüş, filmler iğrençleşmeye başlayınca da duruma göz yuman devlet bile yeter demek zorunda kalmıştır.

Türkiye sinema tarihinde devletin sinemaya destek vermediği, aksine sansürlerle film yapılmasını zorlaştırdığı ve sinemanın benzer durumlarda ekonomik sıkıntılar yaşadığı anlatılır. Ve sinemamızın devlet desteği olmadan var olmaya çalıştığına değinilir. Ancak ben bunları kabul etmekle beraber sinema tarihimizde derin devletin rol aldığına ve sinema baronlarının varlığına inanıyorum. Belki de siyasi alan dışında, sanat ve sinemada derin devletin parmak izlerini dile getirmeye çalışmam, birçok kişinin tuhafına gidecektir. Tabii bu normal bir durum, sinemada derin devlet tabirlerine, söylemlerine alışkın değiliz; iş dünyasında, üniversitelerde, askeriyede, siyasi partiler, mafyada ve devletin önemli kademelerinde derin devletin varlığı arandığı ve üzerine onlarca yüzlerce kitap yazıldığından derin devlet belli yerlerde varlığı arandı ve ispat edilmeye çalışıldı, kabul edildi. Böylece zihinlerimizde derin devlet formatı oluşturuldu. Oluşturulan bu formatta maalesef sinema ve sanat yer almadı. Hâlbuki sinema ve sanat gibi önemli olguya derin devletin kendine yer edinmemesi düşünülemez. Öyle ki bugün sanat dünyasının dokunulmaz olmasının altında derin devletin varlığı yatmaktadır. Her delikte derin devleti arayan araştırmacılar, siyasi yorumcular, muhalifler nedense sinemada derin devletin varlığını es geçtiler ve es geçmeye devam ediyorlar.

Çalışmamızın bir parçasını oluşturan sinemamızda derin devlet söylemini de ilk defa biz kullanmış olacağız.

  I.

Tarih, dünyanın en büyük savaşında Osmanlının var ve yok olma mücadelesine tanıklık etmektedir. Bir zamanlar üç kıtayı elinde tutan Osmanlı elindeki toprakları kaybetmiş, düşman Osmanlı’nın başkentine kadar dayanmıştır. Çaresiz Osmanlı belki son nefesini vermek üzeredir. Belki bu savaş son çırpınışlar içindir.

Halk bütün olmuş, cephelere akın etmekte. Yeter ki Osmanlı yok olmasın. Halk yoksulluk içinde, aç susuz ama olsun yeter ki Osmanlı yenilmesin. İstanbul ve Anadolu topraklarını düşman çizmeleriyle kirlenmesin. Din, toprak, namus elden gitmesin diye, verilen bir mücadele ruhu yaşanırken, sözde aydınların ve yönetici kadroların derdi neydi?

Evet, halk seferber olmuş, kanın son damlasına kadar mücadele ederken, İstanbul’da neler yaşanıyordu. Belki birilerin savaş sonrası planları farklı idi ki savaş esnasında geleceğin inşasında önemli rol oynayacak olan sinemayı farklı niyetlerle kullanma gayesine düşmüşlerdi.

Birilerinin savaş sonrasına yönelik hesaplarına hizmet etmeye başladığı anlaşılan sinema 1916 yılında bu niyetlerini “Pençe” filmiyle adeta belgelerler.

1916 yılında Müdafaa-i Milliye Cemiyeti bünyesinde, günümüzde adı daha çok “Hürriyet” kurucusu olarak bilinen (o tarihte) yirmi(20) yaşlarında olan Sedat Simavi, Servet-i Fünun döneminin yazarlarından olan Mehmet Rauf’un 1909’da yayınlanmış 4 perdelik tiyatro oyununu filme uyarlar. Böylece sinemamızın ilk konulu filmi “Pençe” olur. Bu filmin bir özelliği de “Cinsellik” olgusunun sinemamızda ilk kez karşımıza çıkmasıdır. Kaybolan “Pençe” filmine dair dönemin kaynakları kısaca şöyle özetliyor:

Sedat Simavi’nin Mehmet Rauf’tan sinemaya uyarladığı Pençe adlı filminde iki fahişe tipi çıkar karşımıza; Leman ve Feride. Her iki kadının da fahişeliğe itiliş nedenleri belirgin değildir, ama böyle bir yola sapmalarında parasal bir yan da yoktur. Leman, önüne her çıkan erkekle kocasını aldatır. Çünkü aşırı şehvetli, doyumsuz bir kadındır. Böylece Türk sinemasında ilk Nemfomanyak fahişe tipi bir dizi ihanetle ortaya çıkar. Feride de evli bir erkekle kocasına ihanet eder. Leman ve Feride normal değildirler, ama evlilik kurumunu hiçe saydıklarından sonuçta yine fahişedirler.

“Pençe”nin konusunu bakın sinemamızın ayaklı tarihi olan Agâh Özgüç:

“Pençe, iki aşk öyküsünü sergiler. Bu iki aşk öyküsünün kahramanları Pertev ile Leman, Vasfi ile Feride ikilisidir. Leman bir harem ağasıyla bile yatabilecek kadar doyumsuz (Nemfomanyak) bir isterik kadındır. Sürekli olarak Pertev’i aldatır. Leman’ın önüne gelen her erkekle yattığını öğrenen Pertev ruhsal bir bulanım geçirir. Vasfi ise bu ara Feride adlı evli bir kadınla ilişki kurmuştur. Bu tutku uğruna evinden karısını ve çocuğunu kovan Vasfi, kadının kocası tarafından suçüstü yakalanır. Ve Feride çırılçıplak kendini sokağa atar…” özetler. Kısaca “Pençe” filminde, evliliğin insana acı veren bir pençe olduğu fikri işlenmiş ve serbest aşkın övgüsü yapılmıştır

Devlet var yok olma arasında nefesini tüketirken, sinemamızın ilk filminin cinsellik üzerine olması ilginç ve tuhaf değil mi? İşlenecek başka konu yok muydu? Özellikle I. Dünya savaşı sürerken aile kurumuna böyle açıktan saldırmak nasıl, neyle izah edilebilir? Bu anlayış hangi felsefenin sonucudur? Birilerini savaş sonrasında neyi hedeflediğinin ayak seslerimiydi bu acaba? Cephelerde savaşan halka, savaş sonrası hediye aşk meşk mi idi?

Birileri, sinemamıza bu cinsellik tohumunu atıldığını söylememize ve sinemamızın aile kurumunu sarsmaya nitelendiğini söylememize kızabilir, bir film üzerinden bu sonuçlara ulaşmanın haksızlık olduğunu söyleyebileceği gibi, tarihi bazı gerekçeleri sunabilir. Ancak sinemamızın ilk filminde cinselliğin ya da “Pençe”nin tesadüf ya da dönemin imkânlarıyla alakası olmadığını hemen ardından ilk uzun konulu filmin gelmesiyle anlayacağız.  Dedim ya tohum ilk iki filmle atıldı ama cinsellik orada kalmadı, ardından gelen bütün filmlerde cinsellik baş tacı edildi. Cinsellik tohumu 1979 yılında porno ağacına dönüştü. Sinema tarihi şöyle göz ucuyla karıştırılsa dahi bu hemen fark edilecektir.

Gelelim ideamızın güçlendiren ikinci filmimiz “Mürebbiye”ye.  1919 yılında Ahmet Fehim’in Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan sinemaya aktardı. Mürebbiye’de Rum asıllı Madam Kalitea, erkekleri baştan çıkaran Fransız yosması Anjel’i canlandırır. Anjel önüne gelen erkeklerle beraber olur. Anjel, sevgilisini aldattığı gibi, beraber olduğu erkekleri birbirine düşürür.

Mürebbiye’deki Rum Madam Kalitea’nın canlandırdığı Anjel, Leman ve Feride’nin bir başka uzantısıdır. Leman ve Feride’den farkı yoktur. Anjel, Leman ve Feride para için erkeklerle beraber olmazlar. Şehvet düşkünü oldukları için erkeklerle beraber olurlar.

Yıl 2013 Danimarkalı autör yönetmen Lars Von Trier, sek bağımlısı bir kadının hikâyesini filme çevirir. Oyuncu kadın Nemfomanyak’tır. Nemfomanyak, ifadesi size tanıdık geldi mi Agâh Özgüç “Pençe” filmindeki Leman içinde aynı ifadeyi kullanmıştı. Türkiye’de aşırı cinsellik barındırdığı için gösterime giren filmin paralelliğin de 1916 Sedat Semavi tarafından çevriliyor. Aradaki tek fark Lars’ın pornografiye kaçan sahneleri kullanması ve aradaki felsefi diyaloglar olsa gerek. 1916 yılında halka reva görülen filmin daha iyi anlaşılması için bu örneği verdim ki Sinemamızın hedeflediği film içerikleri daha iyi anlaşılabilsin ve şehvet merkezli bir anlayışın başlangıcı yaklaşımımız daha iyi görülebilsin.

1923 yılına kadar sinemamızda Türk-Müslüman kadın oyuncuların sinemamızda oynaması yasaktır. Genelde Beyaz Rusya, Ermeni ve Rum kadın oyuncular oynamıştırlar. Bu ayrıntıya şu nedenle yer verdim biliyoruz ki sinemayı halka tanıtan ilk kişi Romanya uyruklu bir Polonya Yahudi’si olan Sigmund Weinberg’tur. Enver Paşa 1915 yılında Merkez Ordu Sinema Dairesi kuruyor ve başına Yahudi Sigmund Weinberg getirilir, Sigmund’un yardımcılığına da Fuat Uzkınay olur.  27 Ağustos 1916’da Osmanlı Devleti ile Romanya arasında savaş başlayınca, Weinberg bir “Düşman uyruğu” olunca, Merkez Ordu Sinema Dairesinin başında bulunması doğru bulunmaz ve görevden uzaklaştırılır.

Dikkat ettiniz mi Romanya ile savaşa girilince Weinberg sırf Romanyalı olduğu için görevden uzaklaştırılıyor. Muhtemelen tepkilerden çekinildiği içindir. Peki, doğu da Ruslarla, Ermenilerle; Batıda Rumlarla ciddi savaşlar verildiği gibi, bahsi geçen milletler doğuyu ve batıyı işgal etmişlerdir. Weinberg, Romanyalı diye görevden alanlar, filmlerde neden Rum, Ermeni, Rus kökenli kadınları oynatırlar ve sakıncalı görmezler?

Nedeni açık, Türk-Müslüman kadın oyuncu olmadığı ve o dönem de şehvet filmlerde Türk-Müslüman kadın oynatamayacakları için yabancı kadınların sinemada varlıklarına göz yummuşlar. Bu tezat durum, yapılmak istenen filmler için normal bir durum gibi gözükmektedir. Uzun yıllarda yabancı kökenli kadın oyuncular sinemamızda cinsel içerikli filmlerde oynamaya devam edeceklerdir.

İlk dönemlerin alıştırma çalışmaların ardından hızlı ve periyodik olarak cinsellik filmlerde artmaya başladı.  Bunda iki önemli faktör var: birincisi, halkın sinemaya ilgi duyması ve filmlerdeki cinsel objelere tepki göstermemesi, ikincisi ise halkın alternatifin olmamasıdır. Buna ek olarak yönetmenlerin farklı film çevirmemeleri de etkilidir.

Türkiye sinemasının karanlık dönemi olarak nitelendirilen 17974-1979 yıllarına geçmeden önce sinemamızdaki cinsel objelerden kısa örnekler verelim.      

1919’da Yusuf Ziya Ortaç’ın ‘Binnaz’ adlı eserinden uyarlanıp, Ahmet Fehim tarafından yine Malul Gaziler Cemiyeti adına çekilen filmde, ilk defa bir göbek dansı sahnesi sinemamızda görülmüştür.

1921 yıllarında Şadi Karagözoğlu’nun 22 dakikalık kısa filmi Bican Efendi Vekilharç’da Bican Efendi anahtar deliğinden salonda göbek atan çengileri röntgenler.

.1923 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği İstanbul’da Bir Facia-ı Aşk filminde kötü yola düşmüş yani bir fahişe Mediha tipi vardır.

1923’de çevrilen Leblebici Horhor’da Türk sinemasının ilk travestilerini görürüz. Eldeki belgelere göre, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği bu filmde kadın giysileriyle cinsiyet değiştirme eylemi ilk kez operet filmleri döneminde ortaya çıkmıştır. Leblebici Horhor’da bu travesti olayı şöyle gelişir: Mirasyedi Hurşit Bey, bir leblebicinin kızı olan Fadime’ye(Elena Artinova) göz koyar. Leblebici Horhor’da, Hurşit Bey’in dalkavukları tarafından kızının kaçırıldığını hissedince, Fadime kılığına girer. Yaşmak ve ferace takınan Leblebici Horhor rolündeki Behzat Butak’ın amacı, böyle bir oyunla kızı Fadime’yi kurtarmaktır. Bir Başka sahnede ise, Horhor tüm leblebici hemşerilerini toplayıp Hurşit Bey’in konağına dayanır. Kızını kendine bağışlamalarını diler. Ancak dalkavuklardan Cingöz, Fadime’nin kılığına sokularak babasına gönderilir. Ve bu ara ortalık karışır. Yeniçerilerle leblebiciler birbirine girer. Kavgayı yatıştırmak isteyen Bostancıbaşı, birden hoşlandığı Fadime’nin yüzünü açtırır. Bir de bakar ki peçenin altındaki Fadime değil, bir erkek yüzüdür.

1933’de Muhsin Ertuğrul’un Karım Beni Aldatırsa bir dizi mayolu kızları görürüz.

1942’de çekilen “Sürtük” filmiyle ilk kez banyo sahnesinin beyaz perdeye taşınmasıyla önem kazanır.

1950’lerden itibaren yabancı filmlerden cinsel anlamdaki esinlenmeler artmaya başlar… Sinema perdesine; fahişeler, harem görüntüleri, çıplak göğüslü kızlar, banyo sahneleri, tecavüz sahneleri, havuzda yıkanmalar,  tarihsel filmlerde cariyeler, göl sahneleri ve giderek oryantal  ve pavyon sahneleri düşmeye başlar…

Türk sinemasındaki İlk gerçekçi, yani alafranga bir striptiz sahnesini, 1960 yılında Atıf Yılmaz’ın Ölüm Perdesi adlı filminde görürüz. Leyla Sayar gece kulübü sahnesinde striptiz yapar. Leyla Sayar’dan bir yıl kadar sonra, bir başka striptiz sahnesini Peri Han filminde izleriz. Lütfi Ö. Akad’ın Sessiz Harp adlı filmin de görürüz.

Verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere Türkiye sineması seks ve porno filmlerine adım adım yaklaşmaktadır. Sinemada öpüşme, çıplaklığa alışan seyirci zamanla daha fazlasını isteyecek, yönetmenlerde bunu fazlasıyla karşılayacaklardır. Artık zemin hazır hala geldiğine göre bize de karanlık dönem doğru perdeleri açabiliriz.

 

II.

Yukarda Türkiye sinemasında porno filmlere nasıl gelindiğine kısaca değinmeye çalıştık. Porno filmlere giden yol kadar, porno filmlerin çevrilmeye başlandığı dönemin siyasi ve sosyal ortamı da kendi içinde önemlidir. Seks-porno filmlerin ticari yönü kadar siyasi ve sosyal sonuçları da irdelenmelidir. Önce sinema sektöründeki duruma sonra siyasi ve sosyal duruma değineceğiz.

Türkiye sineması, Amerikan, Avrupa ve Mısır sinemasından etkilenerek bazen de birebir aynısı uyarlanarak film yaptığı 1970-1980 yıllarında Fransa’da 1973’de 200, 1974’de 223 uzun metrajlı porno film yapılmış ve Türkiye sinemasının bu durumdan etkilenmemesi söz konusu değildir. Fransa’da porno akımı varken, Türkiye sinemasında -1974- seks komedi filmleri sinemalardan yavaş yavaş sinemalarda boy göstermeye başlıyordu.

Türkiye sinemasında 1972 yılında bugün bile dillerde düşmeyen, avantür-komedi-seks karışık filmi olan “Parçala Behçet” filmiyle erotik filmlerin kapısı aralandı. “Parçala Behçet” filmiyle komedi seks karışık filmler hızla yayılmaya başladın. Hafif erotik filmler 1974 yılında “Beş Tavuk Bir Horoz” filmiyle filmlerde erotik ve seksin her türlüsü işlenmeye başlandı.

Bugün bile zihinlerde yer edinen “Parçala Behçet” filmi ismiyle Türkiye sinemasında kültleşti. Komedi, seks filmlerin hafif versiyonu olan film sonrasında seri olarak devam etti: Ustura Behçet, Bastır Behçet Bastır, Behçet Cezayir’de, Namın Yürüsün Behçet, Helal sana Behçet, Behçet Derler Adıma, Komando Behçet…

1974 yılından itibaren seks film furyası önü alınamıyordu ki 1979 yılına gelindiğinde Türkiye sinemasında çevrilen 195 filmden 131’i seks filmidir. Örneğin Zerrin Egeliler 1979 yılında 37 filmde başrolünde oynamıştır.

1974 yılında seks filmlerinde oynayan erkek oyuncular tamamen soyunmazlardı. Kamera görüntüsünün önüne vazo gibi nesneler konularak görüntünün önüne geçilirdi. 1979 yılında ise durum artık değişmiştir. Soyunmayan erkeklerde furyadaki değişime ayak uydurarak anadan doğma soyunmaya başlarlar.

1974’de başlayıp 1980 yılı başlarına kadar süren bu seks filmleri, döneminde, başrol oyuncusu olarak ilk porno filmi çeken yıldız Zerrin Doğan’dı. Naki Yurter’in 1979 yılında yönetmenliğini yaptığı Öyle Bir Kadın Ki adını taşıyan filmde Zerrin Doğan, a’dan z’ye kadar cinsel eylemin tüm ayrıntılarını sergileyerek Türk sinemasının ilk porno yıldızı oldu. Filmin erkek oyuncusu Levent Günsel’di. Yönetmen Naki Yurter’in aynı oyuncularla gerçekleştirdiği ikinci porno da İyi Gün Dostu’dur.

Türkiye sinemanın uyanık yapımcı ve yönetmenleri yaptıkları seks, porno filmleri yapmaları yetmiyor, sinema salonlarına seyirci çekmek için, normal seks filmlerin arasına “Parça Porno” eklenmeye başlandı. Film normal akışı devam ederken 3-5 veya 5-10 dakikalık yabancı porno parçalar ekleniyordu. Seyircinin en çok rağbet ettiği filmlerdi. Sonra yabancı porno parçalar, yerini yerli porno parçalara bıraktı. Buna Blok-seks adı verilen bu porno parçalar adı veriliyordu. Porno parçalardan sonra film kaldığı yerden devam ediyordu. Ancak seyircilerin çoğu bu Blok-seks sahnelerini izledikten sonra sinema salonlarından ayrılıyordu.

Tabii Türkiye sinemanın karanlık dönemine imza atanlar bununla yetinmedi. Türkiye sinemasına özgü “Dönme” ve “Döşeme” tarzlı filmler türedi.

DÖNME FİLM, daha önce gösterilmiş yerli seks filmleri aralara eklenen parçalarla yeniden montajlaşıp, yeni afişlerle yepyeni filmlermiş gibi tekrardan sinemalara sürülmeye başladı. Sinema yazarı Agah Özgüç bu tür filmlere “dönme film” tabirini kullanmaktadır.

DÖŞEME FİLM, Yerli seks filmlerinde oynayan kadın ya da erkek oyuncuların alt bölümlerine, kendilerine ait olmayan başka sevişen vücutlar eklenir, biz önce yerli filmdeki normal bir sevişme sahnesini görürüz, derken aynı sahne belden aşağıya iner ve birden porno bir eylem başlar.

Ali Poyrazoğlu, Hadi Çaman, Aydemir Akbaş kamera karşısına birçok kez külotsuz çıkmalarına karşılık, porno film çevirmediler. Yine dönemin en ünlü kadın yıldızları Mine Mutlu, Arzu Okay ve Zerrin Egeliler de çırılçıplak yatağa girip seviştiler ama porno filmlerde oynamadılar.

Pornografinin önlenemez bir tırmanışa geçtiği bu dönemde, bu tür filmleri oynatanlar Beyoğlu’nda Alkazar, Rüya ve Lüks; Aksaray’da ise Güneş sinemalarıydı.

Şehvet ticareti ve sinemamızda porno dur durak bilmeden ilerliyordu, öyle ki Yabancı porno filmlerde olduğu gibi bizde çekilenlerde de şişe mastürbasyonlarıyla, lezbiyen ilişkilerle, takma plastik penislerle seyirci sömürülüyordu. Yabancı kaynaklı pornolardan daha iğrenç ve tiksindiriciydi bu sahneler. Üstelik kadınlar dökülüyordu. Bir pisliğin içinde debeleniyordu Yeşilçam.

Türkiye sinemasında seks, porno iğrenç bir noktaya gelindiği 1979 yılın sonlarında, 1980’lerde devlet duruma el koydu. Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, İstanbul Valisi Nevzat’la Aksaray’daki ünlü Güneş Sinemasına baskın yaptı. Vali Ayaz, Hürriyet gazetesinden gazeteci Necmi Onur’la ve Emniyet müdürüyle birlikte normal bir müşteri gibi bilet alıp içeri girdikten ve porno filmleri bizzat izledikten sonra makine dairesine girildi ve suç unsuru bulunan filmlere zabıt tutulup el kondu ve bu sinema bir süreliğine kapatıldı. Böylece Türkiye’de porno avı başladı. Porno gösteren sinema salonları tek tek kapanmaya başlandı. Filmler toplandı. Ve 6-7 yıllık karanlık bir dönem kapandı, ancak seks ve erotizm şekil değiştirerek sosyal ve kültürel bir kılıfa büründü. 1980’lerden sonra sosyal içerikli seks film furyası başladı. Soyunmanın, sevişmenin yeni adı sanat oldu.

Peki, bu dönemin erkek, kadın oyuncuları ve yönetmenleri kimdi?

Bu Filmlerin Erkek Oyuncuları:

Sermet Serdengeçti ile başlayan bu dönem 1974-1980 yılları arasında; Ali Poyrazoğlu, Hadi Çaman, Tamer Yiğit, Seyhan Karabay, Ünsal Emre, Yalçın Gülhan, Salih Güney, İrfan Ataoy, Tugay Toksöz, Pekcan Koşar, Cihangir Gaffari, Mete İnselel, Aydemir Akbaş, Yüksel Gözen, İlhan Daner, Alev Sezer, Şemsi İnkaya, Yılmaz Köksal, Bülent Kayabaş, Özcan Özgür, Sami Tunç, Salih Kırmızı, Erdinç Üstün, Rüştü Asyalı, Recep Filiz, Orçun Sonat, Turgut Özatay, Kazım Kartal, Tarık Şimşek, Ata Saka, Baki Tamer, Yılmaz Şahin, Levent Günsel, Yaşar Yağmur, Hakan Özer, Cesur Barut, Çetin Başaran gibi oyuncularla sürer…

Bu Filmlerin Kadın Oyuncuları:

Seyyal Taner, Mine Mutlu, Arzu Okay, Melek Görgün, Romina Terry, Alev Altın, Dolgan Sezer, Mine Soley, Nalan Çöl, Emel Aydan, Emel Özden, Elif Pektaş, Ceyda Karahan, Canan Ceylan, Canan Candan, Senar Seven, Şeyda Senem, Serpil Örümcer, Selen Büke, Fatma Belgen, Nur Soylu, Melek Ayberk, Aynur Akarsu, Karaca Kaan, Necla Fide, Müge Güler, Feri Cansel, Nuray Figen Han, Gönül Tansel, Gönül Hancı, Derya Sonay, Harika Öncü, Zerrin Egeliler, Ayşen Selvi, Aysun Güven, Nevin Nuray, Perihan Ateş, Özden Yüce, Yeşim Yükselen, Okşan Ay, Tülin Tan, Gülten Kaya, Anuşka, Mualla Omay, Nilgün Ceylan, Banu Meral, Funda Gürkan, Emel Canser, Dilber Ay, Zerrin Doğan, Zafir Seba, Meltem Işık, Sema Nurdan, Oya Başak…

Bu Filmlerin Yönetmenler:

Oksal Pekmezoğlu, Nazmi Özer, Aram Gülyüz, Temel Gürsu, Tanju Gürsu,  Naki Yurter, Yılmaz Atadeniz, Nejat Okçugil, Ümit Efekan, Yücel Uçanoğlu, Ülkü Erakalın, Semih Servidal, Günay Kosova, Mehmet Arslan, Sırrı Gültekin, Arif Keskiner, Mükdat Saylav, Aykut Düz, Işık Toraman, Savaş Eşici, Nuri Ergün, Nuri Akıncı, Kemal Kan, T. Fikret Uçak, Yavuz Figenli, Oğuz Gözen, Tevfik Çobanoğlu, Taner Oğuz, Semih Evin, Engin Temizer, Yavuz Yallınkılıç, Samim Utku

 

Değerlendirme

Türkiye sinemasının karanlık dönemi olan seks-porno furyasının olduğu dönem, aslında çok karanlık bir dönem değildir. Sadece karanlıkta bırakılması istenen bir dönemdir. Muhafazakar ve gelenekleri ağır basan bir toplumda cinselliğin ön plana çıkarılması ve bunda rol oynayanların sosyal hayatta dışlanması doğal bir durum olunca, filmlerde rol oynayan kadınların, erkeklerin ve filmleri çeken yönetmenlerin dışlanıp, sessizliğe bürünmeleri dönemin karanlık olduğu anlamı çıkarılmamalıdır.

Türkiye sinema tarihinde periyodik dönemler olmuş ve bu dönemler kısa sürmüştür. Hazretli filmler dönemi, milli sinema akımı, devrimci sinema gibi, seks filmleri dönemi kısa sürmüştür. Adeta sinema üzerinde bir deneme tahtası oyunu oynanmıştır. Halk da ideolojilerin, modernleşme çabalarının deneği olmuş durumdadır. Herkes halka inandıklarını benimsetme derdine düşmüştür. Halkı değiştirme ve bazı anlayışları benimsetmede sinema bir aracı olmuştur.

Türkiye sineması, ticari kaygılardan seks-porno filmlere yöneldiği var sayılsa da devletin, sosyal kuruşların seks-porno filmlerine sessiz kalması dönemin masum olmadığını göstermektir.

Devlet, sosyal-kültürel ve ideolojik filmlere sansür kurulu üzerinden göz açtırmazken, seks-porno filmlerine göstermelik sansür uygulayıp, filmleri görmezlikten gelmesi, devletin seks-porno filmlerine özellikle müdahale etmediği sonucu çıkmaktadır.

Aşağıda 1974-1980 arasında devletin sansür uyguladığı bazı film örnekleri vereceğiz, göreceğiz ki devlet sansür konusunda ikili bir rol oynamıştır.

 

1974’te Tunç Başaran’ın  “Otobüs” adlı filminin Türkiye’de gösterimi yasaklanır. Filmde yedi Türk işçisinin mola verdikleri yerde göle doğru bir araya gelerek işemeleri ve sonra ellerini yıkamadan sofraya oturmaları, Türk örf ve adetlerine aykırı bulunur. Ayrıca Otobüs’ün sağa girmez levhasına rağmen sağa girmesi, Türklerin trafik kurallarını bilmemesi, telefon kabini içinde iki çiftin acayip sesler çıkararak sevişmesi, Türklerin ve İsveçlilerin yemek yemelerinin karşılaştırılması gibi gerekçeler öne sürülerek film yasaklanır(Cumhuriyet, 16 Eylül 1993:2).

1975’te Süreyya Duru’nun yönetmenliğini yaptığı, Bekir Yıldız’ın öyküsünden Vedat Türkali’nin senaryosunu yazdığı “Kara Çarşaflı Gelin” adlı film üç kez denetime girer ve ancak Danıştay kararı ile gösterim izni alır. “Aynı film 1977, 14. Antalya Film Festivalinde en başarılı film, en başarılı senaryo ve en başarılı kadın oyuncu ödüllerini kazanır”

1979’da yönetmen Zeki Ökten’in “Düşman”

1978’de yönetmen Halit Refiğ’in “Yorgun Savaşçı

1979 yönetmen Ömer Kavur’un “Yusuf ve Kenan”, Yavuz Özkan’ın “Demiryolu”, Yavuz Poğda’nın “Yolcular”,

1980’de, senaryosunu Başar Sabuncu’nun yazdığı, yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı, “Talihli Amele” filmi, sosyal adalet ilkesinin vurgulanması ve kentsel yaşam ile kırsal yaşam arasındaki farklılığın ortaya konması, ülkenin veya ulusun bütünlüğünü, güvenliğini, kamu düzenini bozucu nitelik taşıdığı gerekçesiyle yasaklanır.

Bu dönemde arabeskin kralı Orhan Gencebay, ilk kez politik bir mücadele içinde gösterildi. Bu filmin adı “Derdim Dünyadan Büyük” idi. Film, daha sonra yasaklandı ve videokasetleri toplatıldı.

Birkaç örnekle yetindiğimiz filmler üzerindeki sansür olayı, seks ve porno filmlere yansımamıştır. Dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal durumuna göz atıldığında derin devletin parmak izleri daha net görülecektir. Çünkü halkın algısını başka taraflara çekmek, halkı siyasi ve ekonomik buhranından uzak tutmak için en iyi yol seks-porno filmleri görülmüştür. Devletin ve siyasi kanadın Türkiye’nin yer yerinde esen şiddetli porno rüzgârından haberdar olmaması imkânsızdır. Bazı sansürden kaçma – iki film bir arada verilmesiyle baskılardan sıyrılma ve sansür kuruluna giden filmden seks sahnelerin kesilmesi gibi- gerekçeleri çok ciddi gerekçeler olarak görünmemektedir. Bunu söylemek, devletin polisine, istihbaratına hakaret olacağı gibi, porno film gösteren sinema salonlardan halkın hiç şikâyetçi olmadığını düşünmek abes olur. Her semtte porno film gösterilecek ne halk rahatsız olacak ne de devletin haberi olmayacak, bu olacak bir şey değildir…

31 Aralık 1978 tarihinde devletin kanalı da, artık halkın kanıksadığı cinselliğe, çıplaklığa bir destek gelir, yılbaşı gecesinde ekrana kilitlenen halka sürpriz yaparak, ekrana DANSÖZ çıkarır.

Devletin, bilinçli olarak seks-porno filmlere sessiz kaldığının en iyi göstergesi 31 Aralık 1978 yılında TRT ekranına DANSÖZ çıkarmasıydı.

Derin devletin parmak izleriyle halk çıplaklığa alıştırılmasaydı ya da devlet seks-porno filmlere sessiz kalmasaydı ekrana dansöz çıkabilir miydi? Çıksa halk tepkisiz kalır mıydı? Cinselliğe, çıplaklığa aç olduğu anlaşılan halka, devlette halkın açlığını biraz giderme çabasını nasıl yorumlamalı? Yoksa takdir mi etmeli?...

İkinci bir olayda, 14 Ocak 1976 tarihinde İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk, Ankara sinemalarında oynayan Cüneyt Arkın oynadığı “Üç Kâğıtçılar” adlı avantür, komedi filmi Asiltürk tarafından toplatılıyor. Gösterimi yapan, Cebeci, Bulvar ve Menekşe sinema salonları bir haftalığına kapattırıyor.

Asiltürk, komedi filmini zararlı görüp yasaklamasına rağmen seks-porno filmlerini zararlı görmemesi ilginç değil mi? Bu sıradan görünen olay bile seks-porno filmlerine göz yumulduğu ve dokunulmazlığı olduğunu gösteriyor.

Peki, neden seks ve porno filmlerin önü açıldı? Ne amaçla bu yapıldı?

Sorunun tek bir cevabı yok birkaç cevabı olmalıdır. Birincisi dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal çalkantısıdır. İkincisi yarınlarda istenen insan tipin oluşturulmasıdır. Nitekim sinema salonları lümpen kitle izledi denilse de izleyicilerin çoğu gençler ve öğrenciler oluşturuyordu. Yani geleceğin öğretmeni, doktoru, mimarı, gazetecisi, mühendisi, patronu olacak olan bir gençlik. Yani geleceğin Türkiye’sine mimarı olan kitleden bahsediyorum. Ki o dönem de sinema izleyicisini sınırlamak doğru bir yaklaşım değildir. Porno izleyicisini lümpen olarak tanımlamak, Türkiye’nin imajını kurtarmak niyeti olarak görüyorum. Nasıl ki o dönem görünmezlik zırhına büründürülüyor ise izleyiciye de benzer bir zırh giydirilmeye çalışılıyor.

Dönemin siyasi, ekonomi ve sosyal durumuna kısaca şöyle bir göz atalım:

Siyasi çıkarcılığın bir örneği olarak CHP ve MSP çok farklı ideolojilere sahip olmalarına rağmen koalisyonla bir araya geliyor. Bülent Ecevit Başbakan, Necmettin Erbakan Başbakan Yardımcısı oluyor. Tarih 26 Ocak 1974. Bu tarih birebir olmasa da seks filmlerin başlama tarihini de gösteriyor. İki partinin ideolojisinde seks-porno olmamasına rağmen tarih bu iki zıt durumu bir araya getiriyor.

Çok geçmeden 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı siyasi hayatın en çok konuşulan ve Uluslar arası Arena tartışmaların yaşadığı dönem oluyor. Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Türkiye siyasi çalkantıların içine sürükleniyor. CHP-MSP koalisyonu savaşın hemen ardından Ecevit’in 18 Eylül 1974’teki istifasıyla bozuldu. İlk aşamada ne Ecevit ne Demirel yeni bir hükümet kurabildi. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün hükümeti kurma görevini verdiği Prof Dr. Sadi Irmak’ın sadece CGP’nin destek verdiği 27 kişilik bağımsız ve dışarıdakilerden oluşan hükümet listesi güvenoyu alamadı.

1Nisan 1975’te Demirel başkanlığında birinci MC hükümeti kuruldu; AP, MSP, MHP ve CGP yer aldı. 5 Haziran 1977 seçimlerinde CHP tarihi oy oranını yakaladı, 41.3 oyla 213 milletvekili çıkardı. Ecevit hükümet kurdu ama güvenoyu alamadı. 21 Temmuz 1977’de Demirel ikinci MC hükümetini kurdu. AP 17, MSP 8 ve MHP 5 bakanlık aldı. Siyasi istikrarsızlıkla birlikte ekonomik istikrar bozuldu, artan terör eylemleri karşısında önleyici tedbirler alınamadı[1].

Görüldüğü gibi siyasi arena çok karışık ve istikrarsız bir haldedir. Siyasi arenadaki çalkatılı durum ekonominin bozulmasına neden olmuştur. Çay, şeker, gaz, benzin ve her türlü malın bulunmadığı ve uzun kuyrukların yaşandığı bir dönemden bahsediyoruz ve bu dönemde 1975 yılında Türkiye’de 70.000 kahvane ve 4 milyon civarında işsiz vardır. Böyle sıkıntılı bir dönemde halkın isyanını ve protestosunu önlemenin en iyi yolu seks-porno filmler olmuştur. Halk seks ve porno filmlerle cinsel açlığını gidermeye çalışırken, diğer taraftan bütün haklarına sessiz kalmaktadır. Seks porno alemine dalan halk hayaller aleminde yüzdürülerek pasif hale getirilmiştir.

Siyasi iradenin yetersizliği, öğrenci eylemlerine, sol ve sağ örgütlerin artmasına yol açmış ve bu durum farlı siyasi oluşumların aralarında sürtüşmelere, kavgalara ve öldürme eylemlerine kadar gitmiştir. Grup çatışmaların yanı sıra faili meçhul cinayetler artmış, 1 Şubat 1979’da gazeteci Abdi İpekçi öldürülmesi dönemin önemli olaylardan biridir

Yokluklar, sayısız cinayetler, bombalar, boykotlar, gasplar, soygunlar, ampulün, şekerin, yağın, ilacın olmaması… Günlük yaşamın parçası haline geldi.

Türkiye’de hayat bu kadar çıkmaza girmişken, halkın çoğunluğunun tepkisiz kalmasının tabii ki birçok nedeni vardır. Bu nedenlerden biri seks-porno film furyasıdır. Nitekim filmlerin gösterime girdiği sinema önlerinde kuyruklar uzayıp gidiyor(birde çay, şeker kuyrukları uzayıp gidiyor), sinema salonlarında oturacak yer bulunamayacak kadar dolmaktaydı.

Seks ve porno filmleri gösteren sinema önlerinde kuyruklar artmasıyla, siyasi iradesize tepkiler yok oluyor. Halk cinsellikle yatıp kalkmaya başlıyor, Mine Mutlularla, Zerrin Egelilerle, Zerrin Doğanlarla, Dilber Aylarla fanteziler âleminden hayatın gerçeklerinden kopuyor. Zihin ve düşüncelerin tek derdi seks haline gelmekte. Bu zihinlerde başka dertlere yer kalmamaktadır.

Sinemanın, bu topraklara geldiğinden bugüne Türkiye sineması çıplaklığı, cinselliği, seksi ve pornoyu filmlerinde konu etti. Böylece cinselliği sürekli gündemde tutmayı başardı. Halkın cinselliğe olan açlığını da fırsat bilerek bunu hem ticari bir rant olarak kullandı hem de siyasi, sosyal değişimlerde rol almasını sağladı. Devlet hiçbir zaman buna müdahale etmedi. Çünkü halkın cinsellik bataklığına sürüklenmesi politik açıdan işine geldi. Sonuçta cinselliği gündelik hayatın bir parçası haline gerildi. Ekonomik ve siyasi krizler haklın umurunda olmadı. Halkın derdi seks oldu. İlk dönemlerden bugüne halkın pornoya düşkünlüğü, çıkarcılar tarafından suiistimal edildi. Ve bugüne pornolaşan zihinler inşa edildi.

Osman Tatlı

osmantatli@gmail.com

Kaynakça

·         Demirci, Cihan, Araya Parça Giren Yıllar, İnkılap yayınları, İstanbul, 2004

·         Özgüç, Agah, Türk Sinemasında Cinselliğin Tarihi, Parantez Yayıncılık, İstanbul, Şubat 2000

·         Uçar, Emine, Türk Sinemasında Sansür Konusunda Bir Yaklaşım, yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1995

·         Bernhard Roloff- Georg SeeBlen, Erotik sinema – Cinsellik Sinemasının Tarihi ve Mitolojisi-, çev. Veysel Atayman, Alan Yayıncılık, İstanbul, Nisan 1996

·         Özön, Nijat, Türk Sineması Tarihi, Doruk Yayınları, İstanbul, 2010



[1] Tayyar, Şamil, Çelik Çekirdek-Türkiye’de Derin Devletin Tarihi- , Timaş Yayınları, İstanbul, 2013, s. 198-199


Osman Tatlı

www.osmantatli.com.tr

osmantatli@gmail.com

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter